<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlhan İrem Konserleri &#187; Yazılar</title>
	<atom:link href="http://ilhaniremkonserleri.com/kategori/yazilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ilhaniremkonserleri.com</link>
	<description>Sonsuzluk Notalarıyla Buluşmalar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Jun 2010 20:54:17 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>“Aşka Davet” Konser Analizi Michael Kuyucu / 17 Ağustos 2008</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/aska-davet-konser-analizi-michael-kuyucu</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/aska-davet-konser-analizi-michael-kuyucu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 13:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Çelik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2008 16 Agustos Istanbul</category><category>Medya</category><category>Michael Kuyucu</category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilhaniremkonserleri.com/%e2%80%9caska-davet%e2%80%9d-konser-analizimichael-kuyucu-17-agustos-2008</guid>
		<description><![CDATA[İlhan İrem “Aşka Davet” Konserinde Ayakta Alkışlandı
İlhan İrem “Aşka Davet” adlı konserini 16 Ağustos C.Tesi akşamı İstanbul Rumeli Hisarı”nda gerçekleştirdi. Tüm biletlerin satıldığı konserde İrem hayranlarının yoğun coşku ve ilgisi ile geçen konserde 26 şarkı seslendirildi. Konser sonunda bütün müzik sever İlhan İrem&#8217;i ayakta alkışladı.
Açık konuşmak gerekirse İlhan İrem sevgisinin fanatizm boyutuna vardığını ilk kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlhan İrem “Aşka Davet” Konserinde Ayakta Alkışlandı</p>
<p>İlhan İrem “Aşka Davet” adlı konserini 16 Ağustos C.Tesi akşamı İstanbul Rumeli Hisarı”nda gerçekleştirdi. Tüm biletlerin satıldığı konserde İrem hayranlarının yoğun coşku ve ilgisi ile geçen konserde 26 şarkı seslendirildi. Konser sonunda bütün müzik sever İlhan İrem&#8217;i ayakta alkışladı.<span id="more-399"></span></p>
<p>Açık konuşmak gerekirse İlhan İrem sevgisinin fanatizm boyutuna vardığını ilk kez bu konserde gördüm.Konser alanına girerken tutun çıkış anına kadar yaşananı anlatmak kelimelere sığmaz. Konser alanına girerken bir gurup siyah t”shirtlu İlhan İrem fanının yüksek sesli tezahüratlarını dinledim. Onlar önümde ben onların arkasında adeta bir futbol maçına gider gibiydik. Yalnız bir farkla, futbol maçındaki taraftar şarkılarının yerini bu kez İlhan İrem şarkıları almıştı.</p>
<p>Konser alanı ağzına kadar doldu, çimen biletleri 30 ytl ye alıcı buldu, saatler 21:30&#8242;u gösterirken İlhan İrem sahneye çıktı. İrem&#8217;in sahneye çıkışı nazlı bir gelinin düğüne gelişi gibiydi, yaklaşık bir yarım saat bekledik, sadece konser başlangıcı için değil konser arasında da öyle.. Ama bu bekleyiş kimseyi rahatsız etmedi, herkes bu bekleyiş sırasında İlhan İrem sevgisi ile şarkılar söyledi, sevgiyi paylaştı, bunun bir diğer adı da İlhan İrem panayırıydı.</p>
<p>Konser boyunca İlhan İrem gizemini korumaya gayret etti, protokol ile hiç muhatap olmadı, ona yaklaşan yalakalara yüz vermedi, sahnede siyahlar içinde ve bol bol kullandığı duman efekti ile orkestranın hemen önünde şarkılarını söyledi. Uluslar arası standartta duruşu olan bir yorumcunun duruşunu sergiledi. Gereksiz sohbetler yapmak yerine Nazım Hikmet, Özdemir Asaf gibi önemli sanatçıları andı, büyük depremin anma günü öncesinde şu an hayatta olmayanlara şarkı armağan etti, kandil gecesinin kutsallığını kısa ve yerinde anekdotlarla dile getirdi. Zaten doğru dürüst bir sanatçıya da bu yakışırdı… Gerisinde o sustu şarkılarını konuşturdu.</p>
<p>Loş, hatta karanlık bir ortamda şarkı söylemeyi ve sahnedeki ışıkları fazla kullanmamayı tercih etti , hatta o ışıklardan kaçtı bile diyebilirim. Konser sırasında 26 şarkı ve versiyonun seslendirildiği konser de İlhan İrem”in vokal performansı ise tek kelime dört dörtlüktü. Bu yıl sanat yaşamının 35.inci yılını kutlayan İrem şarkıları sıfır detone, sıfır şaşırma ve gayet emin bir biçimde adeta kükreterek yorumladı.</p>
<p>Konser sırasında seslendirilen eserlerin listesi ise şöyle sıralandı :</p>
<p>1. INTRO (MERHABA KORİDOR &#038; HU)<br />
2. SAZLIKLARDAN HAVALANAN<br />
3. RUH GİBİ<br />
4. HERNEYSE<br />
5. SÜRGÜN GİBİ MASALLARDA<br />
6. TERAZİ<br />
7. OLANLAR OLMUŞ<br />
8. YAZIK OLDU YARINLARA<br />
9. BURUK<br />
10.HOŞGELDİN<br />
11.YEMYEŞİL BİR DENİZ<br />
12.GEMİLER DÖNER GERİYE<br />
13.İŞTE HAYAT<br />
14.DUA<br />
15.AY TOZLARI<br />
16.SEN BİLİRSİN<br />
17.ANLASANA<br />
18.ŞALAMAR (SLOW)<br />
19.ŞALAMAR (ROCK)<br />
20.ALACA TÜYLÜ KUŞ<br />
21.ALİ VELİ MARİA<br />
22.İKİ DUVAR ARASINDA<br />
23.BOŞVER ARKADAŞ<br />
24.BİR YILDIZ<br />
25.HU<br />
26.YILAN ISIRIĞI</p>
<p>Repertuarı incelediğimde İlhan İrem&#8217;in yetmişli yılları biraz daha hızlı geçtiğini, “Bezgin” albümünü ise her zamanki gibi ihmal ettiğini gördüm. Gerçeği “Yemyeşil Bir Deniz” ve “Olanlar Olmuş” yorumlandı ama keşke “Ben Değilim” ve “Bezgin”i de yorumlasaydı..</p>
<p>Konser alanında hayranlarının çığlıkları arasında şarkılar söyleyen yorumcunun en çok istek alan şarkılarından biri “BEZGİN” oldu, arka taraflarda oturan İlhan İrem hayranları çığlıklar içinde bu şarkının adını haykırdı.</p>
<p>Mütevazı ama agresif tınılara sahip orkestrada şarkıların arasına eklenen elektro gitar sololar ise dinlemeye değerdi, ney konser boyunca hemen hemen iki şarkıda bir değişik nağmelerle solo enstrüman olarak karşımıza çıktı.</p>
<p>Konserin sonlarına doğru gelirken son döneme ait şarkılarına daha fazla yer veren İlhan İrem&#8217;in, konserin sonlarında gerçekleştirdiği Mesnevi gösterisi ise oldukça etkileyiciydi.</p>
<p>Şarkıları dinlerken olgunlaşan bir İlhan İrem vokali ile karşılaştık, İrem kilo vermişti, sanatçı konser boyunca gayet dinamik ve yerinde duramayan bir rocker gibi bir duruş sergiledi. Siyahlar içinde bir devam adam gördük adeta…</p>
<p>Şarkıları dinlerken yorumcunun olağanüstü vokaline bir de fanlarının tepkileri de eklenince bu konser için “mükemmelin ötesinde” sözünden başka bir söz bulamadım.</p>
<p>İlhan İrem fanlarını, yani hedef kitlesini incelerken Türkiye&#8217;nin kültürel deformasyonu adına yaşadığım karamsarlık yerini bir güneşe bıraktı. Yaş ortalaması 27-30 civarında olan bir kitle vardı, işin ilginci herkes çiftti, yani tıpkı konserin adı gibi “Aşka Davet” vardı o gece.</p>
<p>Çiftlerin en büyük özelliği kız ve erkeklerinde birer İlhan İrem fanı olması ve özellikle bayanların şarkıları birer fanatik gibi bırakın mırıldanması haykırarak söylemesiydi. Yani o çiftlerde erkek de kız da İlhan İrem fanıydı.. Hani olur ya kız sanatçıyı sever erkek gider yada tam tersi öyle bir durum yoktu orada… Bu çiftlerin büyük bir bölümü şarkılar sırasında eşleriyle bakışlarıyla adeta seviştiler. Aralarında ki etki İlhan İrem şarkıları ile adeta gecenin karanlığında ortaya çıkmış bir coşku seline dönmüştü.</p>
<p>Konser sırasında üç beş tane de tikky gördüm, her ne kadar konser sırasında tikkyliklerini gösterip “hızlı şarkı , hızlı şarkı” diye bağırsalar da onları da orada görmek İlhan İrem”in felsefesinin geleceği açısından gayet olumlu bir şeydi.</p>
<p>Genel olarak eğitim statüsü yüksek, ne konuştuğunu, neden konuştuğunu bilen, birer bilinçli tüketici olan İlhan İrem fanlarının bu yönü beni Türkiye&#8217;deki abuk sabuk sanatçılara karşı mutlu etti.</p>
<p>Orada çoluk çocuk yoktu, bir müzik yazarı ve araştırmacısı olarak beni dahi yer yer kontraya düşürecek müzik bilincinde bir kitle vardı.Her şarkıyı ezbere biliyor her şarkıyı nerdeyse söylüyordu… Keşke “Türkiye”nin tamamı öyle olsa” dedim kendi kendime, o zaman bak ne Amerika kalırdı ne de başka bir şey… O zaman yarım oktavlık sesler albüm mü yapardı, o zaman biz müzik eleştirmeni ve radyocular onlarla uğraşır mıydı ?…” şeklinde söylendim bir ara… Bu kitleyi görmek beni de heyecanlandırdı .</p>
<p>Çıkışta fırsatlar memleketi Türkiye&#8217;min güzel otoparkçılarına denizin önündeki kaldırıma park ettiğim ve 20 YTL park parası verdiğim arabamı çıkartmaya çalışırken kendi kendime söylendim.. “Her sevincin her kederin her ayrılığın bir sonu varsa… Bu ülkede yaşanan bu kepazeliklerin de bir sonu olacaktır elbet” diye.. Benim ki masumca bir söylenmeydi tabii ki…</p>
<p>Konser sırasında değişik gözlemlerde bulundum, bunlardan birisi de seyyar içecek, yiyecek satan genç çocuklarla ilgiliydi. Önümde oturan çift kahve almış , sıra ödemeye gelince satıcı çocukla şu muhabbete girmişti. “Kardeşim bilet parası kadar kahve parası isteyeceksin nerdeyse”.. Derken muhabbet ilerledi ve satıcı çocuğun şu lafı ile zirveye ulaştı “Abii ben bu hisarda bir sürü şarkıcı gördüm, böylesini görmedim. Bu adamın manyak taraftarı var ya şaşırdım…” Bu da konserin halk gözü ile güzel bir analizi oldu benim için…</p>
<p>Konser yaklaşık 21:30’da başladı , ilk yarısı 22:30&#8242;da bitti. Yaklaşık 40 dk lık bir aradan sonra<br />
tekrar sahneye çıkan İlhan İrem 00:20 civarında sahneden indi. Geniş bir güvenlik çemberi onun soyunma odasını çevreledi, çıkışta güvenlikçiler kendi aralarında birbirlerine “Aman dikkat et , şurayı tut, şunu yap…” şeklinde sözler söylüyordu, belli ki kalabalık ve yoğun sevgi gösterisi onları korkutmuştu. Bunun bilinçsiz bir kolej çocuğu sevgisi ya da aşkı değil, aksine bilinçli, sanatçının eserlerine varlığına ve duruşuna duyulan bir aşk olduğunu bilmiyorlardı ki garipler ne yapsınlar…</p>
<p>Sonuç olarak İlhan İrem 2 saat boyunca sahnede her şarkısını yeniden yaşadı, yeniden yaşattı popüler kültüre muazzam bir ders verdi.</p>
<p>Michael KUYUCU</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.michaelshow.net">http://www.michaelshow.net</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/aska-davet-konser-analizi-michael-kuyucu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyrettiğimiz Konser Değildi ki&#8230; Sinan Doyan / iirem.com</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/sinan-doyan-seyrettigimiz-konser-degildi-ki</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/sinan-doyan-seyrettigimiz-konser-degildi-ki#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2006 12:29:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 14 Ekim Ankara</category><category>Sinan Doyan</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/yazilar/seyrettigimiz-konser-degildi-ki</guid>
		<description><![CDATA[14 Ekim 2006 Cumartesi, Ankara.
- Saat henüz 15:40. Daha önceden forumlardaki mesajlarla birbirimize duyurduğumuz Ankara buluşmasının yapılacağı mekanı arıyorum. Yağmur şiddetli olmasa da epey etkili; ertesi gün yakalanacağım gribal enfeksiyonun ilk tohumları Ankaranın en gereksiz yerlerinden birine yapılmış muhteşem Gökkuşağı Kafeteryalarını ararken atılıyor. Buluşma 16:00&#8242;da başlayacak, ancak ben mekana 10 dk. erken gelmeme rağmen kimsecikler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>14 Ekim 2006 Cumartesi, Ankara.</p>
<p>- Saat henüz 15:40. Daha önceden forumlardaki mesajlarla birbirimize duyurduğumuz Ankara buluşmasının yapılacağı mekanı arıyorum. Yağmur şiddetli olmasa da epey etkili; ertesi gün yakalanacağım gribal enfeksiyonun ilk tohumları Ankaranın en gereksiz yerlerinden birine yapılmış muhteşem Gökkuşağı Kafeteryalarını ararken atılıyor. Buluşma 16:00&#8242;da başlayacak, ancak ben mekana 10 dk. erken gelmeme rağmen kimsecikler yok. Aç olan karnımı 3 adet lahmacunla doyurma planları yaparken dışarıda Mahir, Rıza ve Fırat&#8217;ı görüyorum. Onlar da beni görünce &#8220;aha mekanı bulduk&#8221; tavrında bir sevinçle yanıma geliyorlar. Uzun yoldan gelmişler, ıslanmışlar ve acıkmışlar. Ortak özelliklere sahibiz yani. Onlar da lahmacunlara imreniyorlar.<span id="more-7"></span></p>
<p>- Saat 16:10: Buluşma yeri gittikçe kalabalıklaşıyor. İstanbuldaki konsere katılan sevecenlerin neredeyse tamamı orada. Hepsinde de tek tip tişört yine. İstanbuldan, İzmirden, Aydından, Kayseriden, Ordudan (ben) ve hatta ta Almanyadan gelen İlhan İrem hayranları, ilk defa karşılaşmalarına rağmen kırk yıllık dostmuşcasına kaynaştılar. Olağanüstü bir durumdu bu. Yaşanması gerek. Bu kaynaşmada en büyük pay sahibi kuşkusuz Ankaradan Hamdi kardeşimiz oldu. Gerek buluşmada, gerek konser öncesi ve esnası ve gerekse de konser sonrasında koşturması hiç durmadı. Teker teker sevecenlerle ilgilendi sağolsun.</p>
<p>- Saat 17:30: Arkadaşlardan geri döneceğimi belirterek izin isteyip, seyretmeyi planladığım bir başka organizasyon olan Rock Station Festivali için Kızılaya, dolayısıyla konserlerin yapılacağı Saklıkente geçtim. İlhan İrem konserine nasıl olsa çok vardı. 2 gün sürecek festival için kombine biletini alıp bir saat orada kaldım, çıkan grupları seyrettim. Pek az seyirci eşliğinde bol gürültülü konseri seyredip tekrar kafeteryaya yola çıktım.</p>
<p>- Saat 19:00: Mekandan yine kalabalık bir grup olarak 500 mt. çaprazımızda kalan Anatolia Gösteri Merkezine doğru yola çıktık. Yine hep bir ağızdan İlhan İrem şarkıları söylenmeye başladı. &#8220;Yapmayın etmeyin arkadaşlar. Burası Ankara, eylem yaptığımız sanacak güvenlik kuvvetleri&#8221; esprime kimse aldırmadan şarkılar söylendi. Henüz erken olduğundan gösteri merkezi birkaç kişi dışında boştu. İstanbul konserinde çekilen amatör videoların internette yayınlanmasından olsa gerek bu sefer girişte sıkı bir kontrol yapıldı; başta kameralar olmak üzere dijital fotoğraf makineleri ve her türlü görüntü alan cihazlara el konuldu. Mekan gerçekten göz alıcı büyüklükte bir mekan; kafeteryaları ve barıyla çok amaçlı bir kompleks de denilebilir.</p>
<p>- Saat 20:00: Sevecenler kaynaşması ve doyumsuz sohbetler burada da devam etti. Radikalden Murat Meriçle bir yandan sohbet ettik bir yandan da içeri girecek olan Cem Şeftalicioğlu ve Münir Tireli (munimonde)&#8217;yi beklemeye başladık. İçerisi bir anda kalabalıklaştı. Az öncenin sakinliğinden eser kalmamış, sadece 2 tane olan dar giriş kapısında uzun kuyruklar oluşmaya başlamıştı. Seyirci profilinde dikkatimi çeken bir olgu yaş ortalamasının yüksek olmasıydı. Konser salonuna geçilen kapılar açıldığında konser saatini geçmiştik.</p>
<p>- Saat 21:00 ve konser: Işıklar söndü, arkadaki barkavizyon açıldı ve sisler içinde yine önce orkestra elemanları arkasından da İlhan İrem sahnede göründü. Coşku yine doruklardaydı. Ama bu sefer bir farklılık hissediliyordu İlhan İremde; İstanbul konserindeki heyecanlı İlhan İremin yerini bu sefer coşkulu bir İlhan İrem almıştı. Konsere &#8220;Bir Yıldız&#8221;la başladı &#8220;Aşk Kapıları&#8221; ile bitirdi.</p>
<p>- İlhan İremin sahne hakimiyeti biz seyircilere de yansıdı. Sahne ile seyirciler arasında bir engel de yoktu, birkaç koruma dışında. Bu yüzden herkes rahattı. Dokunmak isteyen dokundu, tokalaştı, el bile öptü.</p>
<p>- Bir bayan hayranı 1987 yılına ait Hey dergisinden bir posterini teslim etti İlhan İreme. (posteri çok iyi bildiğimden detaylar da aklımda; &#8220;..ve ötesi&#8221; albüm kapağı için çekilmiş resimlerden bir tanesiydi ve kapak olan resimdi)</p>
<p>- Hamdi kardeşimiz sahneye bir &#8220;melek&#8221; heykelciği bıraktı; İlhan İrem bu heykelciği aldı, inceledi ve sahnedeki davulun önüne koydu. Sonlara doğru da o heykelciği sahnenin tam önüne getirip kolonlardan bir tanesinin önüne yasladı.</p>
<p>- &#8220;Söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla&#8221; dediği anda gözlüklerini alnına doğru kaldırıp çıplak gözle seyircilere baktığında kıyamet kopuyor sandım. İyice coşmuştu seyirciler. Gerçekten görülmeye değer bir andı. Konserin bence en önemli anıydı. Bu hareketini 2-3 kere daha tekrarladı.</p>
<p>- Sahneye ve şarkılara olan hakimiyeti görülmeye değerdi. Tüm şarkıları kendisi bitirtti orkestraya. Çalan gitar sololarına da el hareketleriyle eşlik etmeyi ihmal etmedi. Bu sefer konuşacak çok şeyi vardı seyircisiyle. Şarkı aralarında konuştu. &#8220;Bir bu şarkıya eşlik edemiyorsunuz değil mi&#8221; dedi &#8220;Quando l&#8217;amore&#8221;u söyledikten sonra. Bu şarkı için İstanbulda yaptığı açıklamayı Ankarada yapmadı.</p>
<p>- Murat Ejder orkestranın en iyisiydi. Performansıyla herkesi büyüledi. Davulcu Cem Aksel İstanbulda olduğu gibi bu konserde de &#8220;eh işte&#8221; statüsündeydi. &#8220;Buruk&#8221; parçasına hızlı bir metronomla girdi ki parçayı tanıyamadım ben ilk başta. Gültekin Kaçar da iyiydi gitarda. Her zamanki gibi üstüne düşeni yaptı, ama fazlasını değil. Artun Sürmeli ise etrafını çeviren klavyelere rağmen dişe dokunur bir varlık gösteremedi. Ama haklarını yememek lazım; uzun zamandır el sürülmemiş parçaları kotarmaya çalıştılar. Tebrikler kendilerine.</p>
<p>- İlhan İrem dinmek bilmeyen alkışlar sırasında bir ara durdu, kara gözlüklerinin arkasından seyirciyi uzun süre süzdü ve en önlerde konuşlanmış sevecenlere dönerek &#8220;hepinizi tanıyorum&#8221; dedi.</p>
<p>- Konserin sonlarına doğru kimseler koruma filan dinlemedi, herkesler elini tuttu İlhan İremin. Bir ara bir hayranı elini fazla çekmiş olacak ki, başıyla kibarca uyardı o hayranını.</p>
<p>- İstanbul repertuarına ek olarak &#8220;Alaca tüylü kuş&#8221; ve &#8220;Esinti&#8221; şarkılarını söyledi. Her iki şarkıyı söylerken oluşan atmosfer görülmeye değerdi. &#8220;Alaca tüylü kuş&#8221;un nakarat bölümlerini seyirciye söyletti, sessizce sakince. Muhteşem bir olaydı yaşanan.</p>
<p>- Seyircinin bitmek bilmeyen &#8220;Bezgin&#8221; ısrarları karşısında orkestraya dönerek &#8220;bir bezgin yapalım mı artık&#8221; dediğinde şarkıya girecekler sandım ama söylemedi. O şarkıyı İzmir konserine saklıyor kanısındayım.</p>
<p>- &#8220;Ayrılık Akşamı&#8221; şarkısına başlamadan önce Gültekin Kaçar&#8217;a birşeyler fısıldadı, arkasından da &#8220;çaktırma sakın&#8221; dedi gülümseyerek. En beğenilen şarkılarından olan bu şarkıya kısa bir intro yapmasını istemiş ve &#8216;bu şarkıya başlayacağımızı çaktırmadan çal&#8217; manasında söylediği kanısındayım.</p>
<p>- Birkaç şarkısını sahnenin önündeki kolonların üstüne oturarak, seyirciyle göz göze söyledi. Çok samimiydi.</p>
<p>- Seyirci coşkusu konusunda İstanbul seyircisinin hakkını yememek lazım; bunu sadece ben değil her iki konserde bulunan çoğunluk da söylüyor. Ama Ankara seyircisi de elinden geleni yaptı. Şarkılara eşlik hiç durmadı.</p>
<p>- Özel basım tişörtleriyle İstanbul konserini coşturan sevecenler Ankarada da aynı misyonu üstlenmişlerdi. Yine hep bir ağızdan &#8220;Anlasana&#8221; ile sahneye davet edildi İlhan İrem. Hem Ankara seyircisinin hem de medyanın ilgisi oldular.</p>
<p>- Yıllardır kendisine orkestrasında eşlik edenlere verdiği isim olan &#8220;grup sevecen&#8221; adı, Ankara konserinde &#8220;grup tek yürek&#8221; oldu. Eşlik eden seyirciler ise &#8220;melekler korosu&#8221;.</p>
<p>- Bir bayan seyircinin &#8220;Gece Yolcuğu: Yalnızlık/Yaşlılık Penceresi&#8221; şarkısından sonra alkışların arasından &#8220;Özdemir Asaf&#8217;a da teşekkürler&#8221; diye bağırmasından sonra İlhan İrem durakladı; &#8220;Güzel, çok güzel.&#8221; dedikten sonra durdu ve &#8220;küçücük bir barı vardı&#8221; dedi. Belli ki çok derinlere gitti şairin adını duyunca. Etkilendiği her halinden belliydi.</p>
<p>- O coşku ve alkışlar arasında bir ara susturdu herkesi &#8220;bu söylediklerim şarkı değil biliyorsunuz değil mi&#8221; dedi gülümseyerek ve devam etti &#8220;bu yaşadığımız da konser değil ki zaten&#8221; diye bağladı cümlesini.</p>
<p>- Gelecekteki olası buluşmalara dair ipuçları da verdi.</p>
<p>- Bu konseri de son albümden iki parça ve semazen gösterisiyle kapattı. İstanbulda iki tane olan temsili dünya küresi Ankarada bir tane idi. Güvercinler yine havalanmadı ama görüntü çok güzeldi.</p>
<p>- Saat 23:00: Konser bitmişti bitmesine ama sevecenler yine ayrılmadılar. Bu sefer dönmeyeceğini biliyorduk ama o konserin havasını soluduk hep birlikte. Görevliler sağolsunlar anlayışlı davrandılar ve bizler yarım saat kadar daha koltuklarda oturup sohbet ettik, resimler çekindik. Yılların tonmayster&#8217;i İhsan Apca da sahne üstündeydi konser sonrası.</p>
<p>- Saat 23:45: Hamdi kardeşimiz en az 15 kişilik bir grubu misafir etti ve götürdü evine. Kalanlar ise konser mekanının hemen yanındaki Kafeteryaya kapağı attık. Hem acıkmış hem de susamıştık. &#8220;Kapatmak üzereyiz&#8221; diyen mekan sahibi kalabalığı görünce çok sevindi(!); mekan sahibini ikna etmede Ufuğun rolü oldukça büyük. Sağolsun Ufuk da onca kişiyi burada misafir etti. Cem, Murat (meriç), Alim, Ufuk, Özlem, Rabia hanım ve adını bilmediğim bir grup sevecenle 01:30&#8242;a kadar sürecek sandviçli kahveli güzel bir sohbete koyulduk.</p>
<p>- Saat 01:30: Murat Meriçle ben müsaade isteyip kalktık ama bir çoğumuz da bizim bahanemizle kalktı. Aslında sabaha kadar sürse sohbet değerdi ama konser öncesi koşuşturma, konser anı derken yorulmuş ve uykumuz gelmişti. Bir kısmımız ise uzun yoldan gelmiştik. Bir rüyanın sonuna gelmiştik; ama rüya bitmedi. Ben halen de içinde ve etkisindeyim. Hem rüyanın devam edeceğinin sinyallerini İlhan İrem de verdi.</p>
<p>Sinan DOYAN<br />
<a href="http://www.iirem.com/"/>www.iirem.com / 23 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/sinan-doyan-seyrettigimiz-konser-degildi-ki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksel ki Yerin Bu Değildir Topestotitanik / Milliyet Blog</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/topestotitanik-yuksel-ki-yerin-bu-degildir</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/topestotitanik-yuksel-ki-yerin-bu-degildir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2006 18:32:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 14 Ekim Ankara</category><category>Topestotitanik</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/yazilar/yuksel-ki-yerin-bu-degildir</guid>
		<description><![CDATA[Ne zaman başlamıştı? Sanırım “Koridor” albümüydü… O zamana kadar benim için, bir iki şarkısının klipini televizyonda gördüğüm, zamanında askere gitmek istemediğini söylemiş, uzun saçlı, güneş gözlüklü ve siyah bir obje idi… Obje diyorum ve kesinlikle haklıyım… Çünkü o an başka bir şey ifade etmiyor benim için İlhan İrem…
Her şey o “Koridor” albümüyle başladı… “Sesleriniz cılızlaştı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne zaman başlamıştı? Sanırım “Koridor” albümüydü… O zamana kadar benim için, bir iki şarkısının klipini televizyonda gördüğüm, zamanında askere gitmek istemediğini söylemiş, uzun saçlı, güneş gözlüklü ve siyah bir obje idi… Obje diyorum ve kesinlikle haklıyım… Çünkü o an başka bir şey ifade etmiyor benim için İlhan İrem…</p>
<p>Her şey o “Koridor” albümüyle başladı… “Sesleriniz cılızlaştı dostlar yankılanmıyor / yollarımız gitgide uzaklaşıyor” diyordu… Ve ilk dinlediğimde anlamıştım hayatımın geri kalanında da demeye devam edecekti… Fon müziklerimden biri…<span id="more-9"></span></p>
<p>Aslında yaşamımızın değişik evreleri midir bir müzikle kurduğumuz bağın derecesini belirleyen… Yani bir dönem hissettiklerimiz mi bizi bir şarkıya şarkıcıya albüme yönlendirir; yoksa birtakım mistik güçler mi karşımıza çıkarır onları ‘bak bu müzik sana iyi gelir’ diyerek… Abartmıyorum… Hayatını müzikle birlikte, adeta senkronize bir biçimde yaşayanlar için çok fazla hissedilegelen bir duygu/sorudur bu…. Değil midir?&#8230;</p>
<p>Herhalde işte yine öyle bir dönemdi… Tam anlamasam da, üstüme tam oturmasa da hissiyatına ortak olmuşum… Yalnızlaşma, anlaşılmama, anlaşılmayı önemsememe gibi ‘görünen’ vurgularına kapılmışım herhalde… Romantik hadiseler….</p>
<p>Sonrası geldi… Sonrası geldiğinde daha başka bir şeylerin varlığını anladım bu seste… Bu ses alelade bir şarkıcının, denenmiş formüllerin, öyküsü bilinenlerin, masalı belirlenmişlerin sesi değildi… Bambaşka bir damardan akıyor, dile geliyor, içe işliyordu…</p>
<p>Ağır ağır, çekingen adımlarla girdiğimde her yeni duyduğum şarkısının içine, her bir şarkının bir evren içinde bambaşka alemler yaratabilme kudretinde olduğunu keşfettim… Yeni bir şey’miş gibi…</p>
<p>On seneyi biraz geçmiş… Koridor… Öncekileri keşif… Yenileri tadış… Ve hep aynı tat işte… Ha yanlış anlaşılmasın, aynı zamanda bir ilerleyiş, devinen bir süreç, her seferinde, her yeni şarkıda bir öteye (nereye?) taşıyan bir acayip ruh durumu…</p>
<p>Ve hep ‘iyi’ müzik yapmış İlhan İrem… Bu size de mucizevi gelmiyor mu… Dünya üzerinde kaç ozan var on yıllar boyunca sürekli dinlenen ve hemen her yaş grubundan dinleyicisi olan… Üstelik ortalıkta müziğinden, bir iki kitabından başka kendisini hatırlatacak bir şey olmamasına rağmen… Şu karmaşada üstelik…</p>
<p>Şimdi bekleyelim 14 Ekim’i… İlhan İrem şehrime geliyor… Şehrimin en güzel zamanında, bu güzellik yetmiyormuş gibi, bir armağan daha… O gün biraz daha heyecanla uyanılacak…</p>
<p>………</p>
<p>Geldi 14 Ekim… Uyanıldı öngörülen o heyecanla… Gözden, kulaktan geçirildi bütün şarkılar yeniden… Röportajlar, ilgili metinler okundu… Zihniyet hazırlandı… Eski alışkanlıkla, insanın basit hareketlerine engel olmayacak ve duyguların kendine akacak bir mecra bulmasına kolaylık sağlayacak derecede alkol alındı…</p>
<p>Konser saatinde salonun kapısından içeri girip sahnenin karşısına oturduğumda ve insanların yüzlerindeki o başkalığı gördüğümde hiçbir şeyin bu konserin sonrasında eskisi gibi olmayacağını anlamıştım..</p>
<p>Müzisyenler yerini aldı… Salon karardı… Sahnedeki büyük ekranda “Işık ve sevgiyle” yazısı belirdi… Işıltılı konfetilerin arasında sahneye çıktığında ise biz, tüm salon çoktan dönüşü olmayan bir yoldaydık…</p>
<p>Sonrası rüya… Şarkılar başlıyor şarkılar bitiyordu… Herkes kendi öyküsünün tekliğinde, kendi sesinin başkalığında katıldı rüyaya… Hepimiz bir sevk-i tabii ile kendi rengini katarak ortak rüyamıza, öte’ye gidiyorduk…</p>
<p>(Bu noktada bu yazıyı okuyanlarla arama girmek zorundayım… Bunu övünülecek bir şey olarak söylemiyorum ama hiçbir zaman İlhan İrem’in o çok sadık, kendilerine bir şarkıdan hareketle “sevecen” diyen kitlesinden olmadım… Benim gördüğüm, toplu deliliğimize katılmayı reddeden; hep farklı bir duyarlılık içerisinde; bir derdi olan devrimci bir ozandı… Müziğinin geçirdiği evrimi hep saygıyla izlediğim bir yeni çağ ozanı… Yoksa ‘olayın’ mistik yönü ile -aslında buna bir eğilimim olduğu halde- pek bağlantı kuramadım… Ya da sahiplenmem o yönde olmadı…)</p>
<p>Yaşımın ve olanaklarımın elverdiği ölçüde çok konserde bulunmuş bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki çok daha fazla insanın bir şarkıyı hep bir ağızdan söylediğine tanık oldum fakat hiçbir konserde bu denli bir yekparelik görmemiştim… Tek tek herhangi bir şarkıdan bahsetmeme olanak yok… Bir bütün halinde başlayan ve hala bitmeyen bir coşku durumu bozukluğuydu yaşadığımız… Kesinlikle ‘normal’ değil…</p>
<p>Geçici tasvirler aslında bunlar… Belki de ilk heyecanın basitleştirilmiş hali… Ama çaresizim… Kafamda şarkılar çalıyor…</p>
<p>Aklımın bir köşesinde hep o gecenin zihnime kaydettiğim görüntüleri ve ondan öte heyecanı kalacak… Yaş aldıkça demlenecek, anlatılacak, unutulmayacak…</p>
<p>Şöyle bitirelim… İlhan İrem kendisi anlatsın….</p>
<p>“yaşadım da yoruldum<br />
bir ağır işçi gibi<br />
Uyudum da uyandım<br />
binlerce kişi gibi<br />
bana düşünmek vardı<br />
payıma onu aldım<br />
işledim de işledim<br />
bir hüner işi gibi<br />
horlandı beğenildi<br />
inandım alınmadım<br />
yolun geleceğini çizdim<br />
geçmişi gibi<br />
zor dönemler olmadı değil<br />
olsundu.. oldu<br />
ne koştum<br />
ne de durdum<br />
kaçak gidişi gibi</p>
<p>bu konuyu burada bırakıyorsam birden</p>
<p>OLMASIN DİYEDİR BİR ŞEYİN BİTİŞİ GİBİ”</p>
<p>Olmadı…</p>
<p>Topestotitanik<br />
<a href="http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=10322">http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=10322</a><br />
17 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/topestotitanik-yuksel-ki-yerin-bu-degildir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Masalsı Yolculuk Anları Rabia Yirmibeş / ilhaniask.com</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/rabia-yirmibes-masalsi-yolculuk-anlari</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/rabia-yirmibes-masalsi-yolculuk-anlari#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2006 19:33:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 14 Ekim Ankara</category><category>Rabia Yirmibes</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/yazilar/masalsi-yolculuk-anlari</guid>
		<description><![CDATA[‘Akşamüstleri insanlar, yorgun eve dönerken…’
Zaman, sevme zamanıydı ve biz, yağmur bulutlarını, doğduğun şehirden getirdiğimiz güneşle uğurladık ihtiyaçlı topraklara. Otuz üç yıllık özlemle, kendi gözyaşlarımızın denizinde yüzerken, ilahi senfoniler dinlemek istedik.
‘Yalan yanlış aynalarda’
Masalsı hasretlere sürgün olduk. Dinlemeyi, anlamayı, özlemeyi… Her şeyiyle yolda yürümeyi öğrenirken, yalan yanlış aynalara baktık epey zaman. Baştan kara çıkmazlarda sürgün gibi… Masalsı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><center><strong>‘Akşamüstleri insanlar, yorgun eve dönerken…’</strong></center></p>
<p>Zaman, sevme zamanıydı ve biz, yağmur bulutlarını, doğduğun şehirden getirdiğimiz güneşle uğurladık ihtiyaçlı topraklara. Otuz üç yıllık özlemle, kendi gözyaşlarımızın denizinde yüzerken, ilahi senfoniler dinlemek istedik.</p>
<p>‘Yalan yanlış aynalarda’</p>
<p>Masalsı hasretlere sürgün olduk. Dinlemeyi, anlamayı, özlemeyi… Her şeyiyle yolda yürümeyi öğrenirken, yalan yanlış aynalara baktık epey zaman. Baştan kara çıkmazlarda sürgün gibi… Masalsı hasretlerin koynunda sabahladık yıllar yılı.<span id="more-10"></span></p>
<p><center><strong>‘Giderken bıraktığın asmalar üzüm’</strong></center></p>
<p>oldu.. Ardından.. Kanatlandık Işığınla… Koruğun, helva oluşuna gönüllendik sabırla. ‘Olan olmadı, biten de bitmedi. Gizli bahçelerde, lirik bahar senfonileri..’<br />
Yüreklerimiz güzelleşirken giderek…</p>
<p><center><strong>‘Ayrı ayrı dallarda kuşlar gibi..’</strong></center></p>
<p>uçtuk yıllarca. Göç ettik sıcaklara. Baharlarda rengarenk dallara konarak, sarı çiçeğe sorular sorduk. Her çiçeğin, olgunlaşma sürecinin ve açılış zamanının aynı olmadığını öğrendik, göçlerde..<br />
Sonra zamanların, bir kuyumcu terazisi hassasiyetiyle, bir şeyleri tarttığını fark ettik bir gün. Tartıyor… Tartıyor ve ayırıyordu sanki. Benzer benzeri çeksin için belki de.</p>
<p><center><strong>‘Gemiler döner geriye’</strong></center></p>
<p>diye beklerken, dalından kopan yürekler, yerlerine konmadı çoğu zaman. Derinlerimizde bir sızı hissettiğimiz an –iyi ki koptu-. Kainat örgüsünün, en koyu renk ilmeği olmanın farkındalığıydı, bedel ödüyor gibiydik, iyi ki ödedik. Yükselmek için.. Daha da yükselmek için (başka bir dahamız kalmamacasına) uçuyorduk ardından.<br />
Yükselen güneşi görmeye..<br />
Yanına..<br />
Hissediyorduk bir gün,<br />
Gemilerin döneceğini, geriye…</p>
<p><center><strong>‘Quando l&#8217;amore diventa poesia’</strong></center></p>
<p>Tek anladığım ‘Seni seviyorum’ oldu, farklı bir lisanla söyleneni, uçarak dinlediğimde.</p>
<p><center><strong>‘Yazık oldu yarınlara’</strong></center></p>
<p>kim bilir kaç kez. Ve kim bilir kaç kez söktü şafak; uykusuz gecelerin, ümitsiz rüya sabahlarına.<br />
Olsun du oldu..<br />
Yanmaya soyunan hamlardık. Çokça pişirildik yağmurlu akşamlarda.<br />
Yıllar yıllar sonra… Yine ardı ardına yaşanan yağmurlu akşamlar sonrasındaydık, bu kez hep birlikte, seninle!. Yağmur bulutları, çoktan çekip gitmişlerdi Işığın aşkıyla…<br />
Tüm kainatlar dinliyordu,<br />
Göklerden melekler iniyordu Tanrısal yalnızlıklara…</p>
<p><strong>‘GÖRÜYORUM Kİ<br />
YAZIK OLMAMIŞ YARINLARA!’</strong></p>
<p><center><strong>‘İşte hayat’</strong></center></p>
<p>Yine akıp giderken seninle, sensiz… Zaman siliyordu epeycesini, olması gerektiği gibi yerli/yersiz. Nasıl büyük bir ustaydı ki zaman.. Akkora çehreliyordu odunları yakarak/yakmadan.<br />
Zamansızlıktan, yüreklerimize sızan bir Işık,<br />
Sevgiyle öğretiyordu bize, gözleri<br />
Pencereleri,<br />
Köprüleri,<br />
Ve ötesini.<br />
..<br />
Yemyeşil bir sızı kaplasa da içimizi,<br />
Yemyeşil bir denizdi, sevgilinin gözleri ki hala da öyledir.<br />
O limandan da demir aldık.<br />
Olmuş ve olacak bütün bakışların boşluğunu, ıssız bir adada bırakarak…<br />
Deryaya çevirdik yönümüzü,<br />
Mavi yeşil kucaklaşmaların derinliklerindeki, buluşmalara sevdalanarak.</p>
<p><center><strong>‘Anlasana!!’</strong></center></p>
<p>da anlatılan gizemle çekildi,<br />
Önce ruhumuz,<br />
Ardından yüreğimiz,<br />
Sonra beynimiz<br />
Sonsuza doğru…İlk…</p>
<p>Yıllar geçse de üstünden, hep hatırladığımız, yağmurlu bir akşam/akşamlar vardı.<br />
Defalarca yaşadık sevgiyi ve aşık olduk defalarca.Gerçek aşk yollarında..<br />
Nice geceler, gözyaşlarımızı bağrına bastı, başımızı koyduğumuz yastıklar.<br />
‘-Ah evladım.. Yaşadığın şu kul aşkını, Allah aşkına bir çevirebilsen!..’ diyen, rahmetli babamı; o zamanlar hiç de anlayamadığım ayrılık akşamlarında, hep söyleyene inanıp epeyce gözyaşları döktüm. Söyletenin farkına varana kadar.</p>
<p>Ne olduğunu anlamaya çalışırken, yürüdüğümüz yolu yeni yeni kavramaya başladık. O zamanlar adını koyamadığımız, ama çok derinlerden hissedişlerle bizi sarıp sarmalayan bir rüzgarın ardındaydık artık.<br />
Anlayana kadar sürecek savrulmalar,<br />
Dinginlikler,<br />
İç çekişler<br />
Hesaplaşmalar,<br />
Yüzleşmeler…<br />
Pasımız silinene kadar, birbirimize sürtünmeler.<br />
Paslı çiviler misali, parlayana kadar…<br />
Yol boyunca, binlerce kez geçerek aynı noktalardan.. Yükselerek..<br />
Anlayana kadar,<br />
Başa aldık müziği tekrar, tekrar, tekrar, tekrar<br />
Anlayana kadar..<br />
Her defasında farklı, giderek genişleyen algılarla, yükselmeyi.. Hayatı öğrendik.</p>
<p><center><strong>‘Yıllardan sonra, bu akşam ilk defa..’</strong></center></p>
<p>anılar içinde baş başa.. Yeniden baktık, yıllanmış mektuplara. Sararmış resimlerdeki donuk anlara.<br />
Her biri, sellerce gözyaşı döktüren sevdalarla yüzleştik. Ardımızda kalanları yakıp yıkmak, anılarla beraber yok olmak istedik.<br />
Savrulduk yıllarca.. yıllarla..<br />
Hasat sonu harmanlarında,<br />
Oradan buraya,<br />
Oradan oraya,<br />
Buradan oraya..<br />
Epey yol aldıktan sonra, şimdi.. Varılan noktadan baktığımızda<br />
Ne kadar da gerekliymiş o yangın.. yangınlar..<br />
Diye şükrettik,<br />
Gözyaşlarıyla yıkanan iç çekişlerinde.</p>
<p>Ben,<br />
Ben değilim,<br />
Ben dediğim, sensin hep..</p>
<p><center><strong>‘Sen bilirsin’</strong></center></p>
<p>Dedik, dinledikçe,<br />
Yaşadık, okuduk, yaşadık.<br />
Öğrenmeye, anlamaya çalıştık.<br />
Çokça törpülendik yolda, parlamaya/ışığa aşıktık.<br />
Aradaki fiziksel mesafeleri hiçlercesine, yaklaşmaya çabaladık ardından.. Ulaştıklarına…<br />
Yaşattığın/yaşadığımız, bambaşka boyutsal buluşmalar sonrasında; gözyaşlarımız döküldü yürekteki hasret korlarına, rüya sonralarında.<br />
Hasrete gönüllenip, yollarına güller sere sere biriktirilen özlemin vardığı doruğu,<br />
Seni sana, seninle anlatmak için,<br />
Derin bir iç çekişle, diz çöktük hasrete.<br />
Büküp boynumuzu..<br />
‘Yine de sen bilirsin’ dedik ömürlerce.<br />
…</p>
<p><center><strong>‘Sevecen’</strong></center></p>
<p>Birdi,<br />
Bin olduk.<br />
Senden ayrı,<br />
Sende<br />
Seninle<br />
Sevgiyi işleye işleye,<br />
İlerliyoruz BİR’e..<br />
… Sevdik, sevildik. Sevdiğimizi düşündük, sevildiğimizi sanarak. Kaç kez geçtik sevda köprülerinden, geri dönüşlerde ümitli..<br />
Yaşam, yaşadıklarımızdan kendimize kattıklarımızla devam ediyordu ötelere.</p>
<p>Sevmek, ilkin insanı…<br />
Ana gibi, baba gibi, kardeş gibi, arkadaş gibi, yar gibi<br />
Dostça sevmek.<br />
Sevmek, tüm canlıları,<br />
Çünkü hepsi/hepimiz, aynı bütünün parçaları…</p>
<p><center><strong>‘Şartlı refleks’</strong></center></p>
<p>Yaşamı sorgularken öğrendik, yolda yürümeyi.<br />
Şartlı refleksle sayılı soluğunu tüketerek, yaşadığını zannederken birileri,<br />
Senden öğrendik yolda yürümeyi.<br />
Seni sevdiğimizi bildiğini,<br />
Ve<br />
Bizi çok sevdiğini bilerek..</p>
<p><center><strong>‘Gece yolculuğu’</strong></center></p>
<p>kuytularında, kara deliklerden geçerken<br />
- UYAN!<br />
Çığlıklarıyla giderek biraz daha uyandığımız derin uykular…<br />
İşte tam o zamansız anda, sonsuz bir yol üzre olduğumuzu fısıldadı kainatlar, yüreğimize…<br />
Görmeyen gözlere,<br />
Görünür olduğunda giz.<br />
Bilmeye başladık; gecelerin, hangi düşüncelerle hangimiz/hangilerimiz için ağladığını.<br />
Kara kara, kara kara…<br />
Aralanan gönül gözlerimize sızan ışığın, daha da farkındalığıyla.. Sarıldık, darıldıklarımıza.<br />
Sırt çevirdiklerimize,<br />
Geceler,<br />
Ağlamasın diye..</p>
<p>Aramızdan geçtiğini, çoğu zaman fark edemediğimiz bir Işıkla, aydınlanabildiğimizde; Aralarından geçtik, biz de.<br />
Bir çift yürek aradık, sevgiyle sarmaş dolaş ellerde.<br />
Yorgun düşülen anlardı,<br />
Hiç de kolay olmadı.<br />
…<br />
Yalnız uçuşlarda karşılaştık.<br />
Şükürler olsun ki,<br />
Aynalar, deniz fenerleri ve pusulalar vardı.</p>
<p>Bir yürek,<br />
Binlerce yüreği birleştirerek,<br />
Çekip götürürken ötelere,<br />
BİR’e…</p>
<p><center><strong>‘Şalamar’</strong></center></p>
<p>Ne yana kanatlansan,<br />
O yana uçuyoruz<br />
Sorgusuz…<br />
Tersine firarlarda,</p>
<p>eteklerimiz geçmiyor başımıza.<br />
Her adım,<br />
Gerçeğe biraz daha yaklaştırırken gün ve gece,<br />
Pencerelerimizdeki resimleri söküyoruz,<br />
Cüceleri görünce..<br />
İsteğimiz,<br />
Yükselmek.. Yükselmek.. Yükselmek..<br />
Kuyularda yüzümüzü görene dek..</p>
<p>Dokundun!<br />
Fırladık yataklardan!!<br />
BASÜBADEL MEVT!</p>
<p><center><strong>‘Hoş geldin’</strong></center></p>
<p>Bundan yarım asır önce,<br />
Işık<br />
Sevgiyle bedenlenince,<br />
Asırlık beton, çayır çimen şimdi!<br />
Hoş geldin Işığım,<br />
Hoş geldin!</p>
<p>Güldün,<br />
Güller açıldı evrende.<br />
Ağladın,<br />
Yüreğimin derinlerine döküldü inciler.</p>
<p>“KİMBİLİR? BELKİ DE ŞU KARA GÖZLÜKLERİ, GÖZYAŞLARIM GÖRÜNMESİN DİYE TAKMIŞIMDIR”</p>
<p>dediğinde..</p>
<p><center><strong>‘Daima’</strong></center></p>
<p>Sonsuzluktan alıyoruz yanıtını, sevginin alışkanlık olup olmadığının.<br />
Ezelden ebede yolculuklarda,<br />
Başlamayanın<br />
Sonunun da olmadığının.</p>
<p>O,<br />
Hep orada,<br />
O anda.<br />
Algı sınırlarını aştığımızda,<br />
Gül kokulu çeyiz sandığının başında.</p>
<p><center><strong>‘Buruk’</strong></center></p>
<p>Siyah beyaz akıp geçse de gençlik, o günlerin hazzını bilemeden.<br />
Yükseldikçe,<br />
Baharat tadına varıyor<br />
Kapı altlarından sızan<br />
Gitar kokusu.<br />
Meryemana buhuru..</p>
<p>Bedenen yanında olmayanın varlığını<br />
Ruhen, her daim hissediş sonralarında,<br />
Keyifleniyor yolculuk<br />
Giderek..<br />
Nice doğum günleri yaşanıyor,<br />
Birleşip ayrılan yol farkındalıklarında..</p>
<p><center><strong>‘Ali, Veli, Maria’</strong></center></p>
<p>Dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin insanları,<br />
Oluruyla olmazıyla tüm yaşamı sarmalamayı,<br />
Doğayla ve tüm canlılarla bütün oluşu hatırlamayı,<br />
Düşündürdün,<br />
Hece hece<br />
Gece..</p>
<p>Ardından yürüdük, yayan yapıldak.<br />
Dikenlerde, korkusuzca koşmayı öğrenirken,<br />
Dervişliğe soyunma arifelerinde…</p>
<p><center><strong>‘Konuşamıyorum’</strong></center></p>
<p>Sazlıklardan havalanan,<br />
sevgilinin sesi… ürkek, şaşkın, kararsız.<br />
Lal oldu diller<br />
Işıksız.<br />
Yol sensiz,<br />
Karanlık!<br />
Sessiz..<br />
Çıkış zor, çok zor.<br />
Kaybolmak bataklıkta,<br />
Deryaya kavuşmadan damla.<br />
Kelebeğin kanatlarındaki renklere aşktan,<br />
Yansıyor yalnızlık!!<br />
Gökkuşağının sekizinci halesi,<br />
Bu rengi henüz,<br />
Hiç kimse görmedi!</p>
<p><center><strong>‘Boşver arkadaş’</strong></center></p>
<p>Ümit yaşatıyor hep, mutlulukla kovalamaca oynadığımızda.<br />
Dışbükey aynalarda eğilip bükülürken birileri, yaşam sandığı aymazlıklarla..<br />
Gerçek aşka revan olduk, bitmeyen gecelerin dağ şafaklarında.<br />
Çırpınırken düşünce girdaplarında,<br />
İnci taneleri yuvarladık, gönül kuyularına.<br />
Arınmak için,<br />
Yıkandık gözyaşlarıyla.</p>
<p>Gece uçurumlarındaki ışıklardan,<br />
Kanatlandık sonsuza..<br />
Aşka!<br />
Ağlaya ağlaya..</p>
<p><center><strong>‘Yılan Isırığı’</strong></center></p>
<p>Bir yandan zaman içre yaşarken, öte yandan zamansızlıkta yollara düşmek.<br />
Gülistanla,<br />
Sonrası…<br />
Kırbaçların yakan acısı,<br />
Ne gam!</p>
<p>Akan kandan,<br />
Gül, renk alıyor.<br />
Yanıp kavrulan ayaklara, çilesiz aşığa gülerek Yunus<br />
Serin sular serpiyor.<br />
Cennete çevirip yüzünü, yürüyor derviş<br />
Seyyah-ı avare misal,<br />
Perde açılana kadar.</p>
<p>Işığa cezboluyor,<br />
Yaklaştıkça yanıyor,<br />
Yandıkça yürüyor, yürüyor, yürüyor.</p>
<p>Güller açıyor inanılmaz renklerle,<br />
Goncalar..<br />
Ki o goncalar<br />
Sayılardan azade.</p>
<p>İnsanlar uyuyor<br />
Derviş yürüyor.<br />
Yüreği almış işareti<br />
Yıllar yıllar öncesi..</p>
<p>Yürüyor, yürüyor, yürüyor<br />
Yürüdükçe yanıyor,<br />
Yandıkça yükseliyor,<br />
Yükseldikçe yürüyor.</p>
<p>Yürüyor derviş, ardından..<br />
Hak aşığı,<br />
Giyinmiş kuşanmış ışığı,<br />
Çoktan açmış sonsuza,<br />
Ardında titrediği kapıları…</p>
<p><strong>HAK AŞIĞI MİRAÇTA!</strong><br />
..</p>
<p>Çöküyor derviş,<br />
Dayanamıyor.</p>
<p>Uzatıyor ellerini semaya,<br />
Dilinde bir dua:</p>
<p>ALLAHIM AÇ KAPILARINI,<br />
ALLAHIM AŞK KAPILARINI…</p>
<p>Rabia Yirmibeş<br />
<a href="http://www.ilhaniask.com/iYaziDetay.aspx?ID=121">http://www.ilhaniask.com/iYaziDetay.aspx?ID=121</a> / 11 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/rabia-yirmibes-masalsi-yolculuk-anlari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sensizliğin Acısını, Sen Nereden Bileceksin Naim Dilmener / iirem.com</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/naim-dilmener-sensizligin-acisini-sen-nereden-bileceksin</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/naim-dilmener-sensizligin-acisini-sen-nereden-bileceksin#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2006 21:41:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 29 Eylul Istanbul</category><category>Naim Dilmener</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/v2/diger/naim-dilmener-sensizligin-acisini-sen-nereden-bileceksin</guid>
		<description><![CDATA[İlhan İrem’i bir kere daha seyretmek varmış kısmetimizde… İlk olarak, Hey dergisinin bir ödül töreninde seyretmiştim İrem’i, yirmi yaşına bile varmamış gencecik bir delikanlıydı o zamanlar; arada başka konserler, başka geceler de oldu. Ama uzun çok uzun zamandır sahne-konser işini paydos etmişti İrem, televizyonda görünmeyi, basının karşısına çıkmayı paydos ettiği gibi; bu nedenle onu görmek-dinlemek-seyretmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlhan İrem’i bir kere daha seyretmek varmış kısmetimizde… İlk olarak, Hey dergisinin bir ödül töreninde seyretmiştim İrem’i, yirmi yaşına bile varmamış gencecik bir delikanlıydı o zamanlar; arada başka konserler, başka geceler de oldu. Ama uzun çok uzun zamandır sahne-konser işini paydos etmişti İrem, televizyonda görünmeyi, basının karşısına çıkmayı paydos ettiği gibi; bu nedenle onu görmek-dinlemek-seyretmek mümkün değildi. Açıkhava, 29 Eylül gecesi, tarihi bir konsere ev sahipliği yaptı. Tıklım tıklımdı ve oradaki herkes durumundan çok ama çok memnundu. Kötü hava şartlarına, yağıp yağıp duran yağmura rağmen çok kalabalıktı Açıkhava ve İrem’in her şarkısına, herkes tüm içtenliği, tüm naifliği ile bağıra çağıra eşlik etti. Hemen arkamda oturan (ki, su içinde 50 yaşında vardı) adamcağızın konser boyu “Boşver boşver arkadaş, başka bulursun…” çığlıkları görülecek şeydi; şarkı finale yakın bir yerde söylendiğinde de resmen kendinden geçti; benim gibi, herkes gibi. “İyi ki İlhan İrem var, iyi ki onu dinleyebiliyor-seyredebiliyoruz, iyi ki yaşıyoruz,” der gibiydik hepimiz; herkesin gözlerinden bu okunuyordu…<br />
<span id="more-12"></span><br />
Gündüz ve akşam boyu, bütün İlhan İrem hayranları biraz kararsız, biraz üzgün ve mutsuzdu aslında. Hava bozuk gibiydi, yağmur bir yağıyor bir duruyordu. Bu da, konserin bir ihtimal ertelenebilceğini getiriyordu akla. Akıllarda bu ihtimal de vardı ama, herkes elinde şemsiyesi-şapkası-yağmurluğu ile, Açıkhava’nın yolunu da tutmuştu. Erteleme olmayacaksa, yağmur da yağabilirdi, her ne olacaksa olabilirdi. İlhan İrem sahnedeyse, biz de orada olacaktık. Olduk da. Yazın ortasında, yani Açıkhava’nın “tam mevsimi”nde bile böyle kalabalık görülmemişti; ne o star, ne bu grup ya da gösteri böyle bir kalabalığı dolduramamıştı bu mekana. İlhan İrem yapabilmişti ve aslında bu durum, o kadar da şaşırtıcı değildi. İlhan İrem’di bu, gelmiş geçmiş en fanatik, en kendisine bağlı hayran grubuna sahip olan İlhan İrem. Ve yıllardır sahnede olmamış olmanın gerginliği-tedirginliği ile sahneye gelen İrem (“Işıltılar içinde, tutsaklığı yaşarlar, sanatçılara benzer göklerdeki yıldızlar…”), hemen ilk şarkı sonrasında sahneye daha sıkı, daha sağlam basar oldu ve yalnızca dört enstrümandan (iki gitar, bir davul ve bir klavye) oluşan orkestranın önünde büyüdükçe büyüdü, yükseldikçe yükseldi: İlhan İrem’e benziyordu göklerdeki yıldızlar.BÜTÜN KALBİN SEVİNÇLE, NEŞEYLE DOLSUNKonserin en önemli özelliği ise repertuarıydı. İrem, bir zamanlar soğuk durduğu, en azından belirli bir mesafeden yaklaştığı bütün o eski şarkılarıyla barışmış, büyük bir kısmını repertuarına almıştı. En eskici, en kırk yıllık İlhan İremci’nin bile o akşam Açıkhava’da söylenebileceğine ihtimal vermediği şarkılar bile vardı repertuarda: “İşte hayat yine akıp gidiyor, işte hayat sensiz de yaşanıyor…” Her şarkıya bütün Açıkhava eşlik etti; İlhan İrem önümüzdeki dev star’ımızdı, biz de onun arkasındaki dev korosu! Bu bir mucizeydi, gerçekten bir mucize! Yıllardır ortalıkta olmayacaksınız; sahneye çıkmayacak, yüzünüzü göstermeyecek, röportaj vermeyecek, televizyon kanallarında cirit atmayacaksınız. Görünmeyecek ve dolayısıyla onun bunun hakkında atıp tutmayacaksınız. Dedikodu yapmayacak, kimseyi çekiştirmeyeceksiniz. Ve yalnızca ama yalnızca şarkılarınıza güveneceksiniz. Konser gecesi, İrem’in şarkılarına ve biz hayranlarına boşuna güvenmediği net olarak anlaşıldı. O şarkılarına güvenmiş, biz ona ve şarkılarına sarılmıştık ve her iki taraf da bundan sonuna kadar-sonsuza kadar memnundu. İlhan İrem’in herhangi bir şarkısı, herhangi bir Çehov hikayesi gibiydi: Mutsuzluk vardı, sıkıntı vardı, bunalım vardı, vardı ne kelime hatta diz boyuydu bütün bunlar; ama umut da vardı. Yarının başka türlü olacağını, geleceğini, kurulacağını da biliyor ya da hissediyorduk. İlhan İrem böyle söylüyordu ve biz buna inanıyorduk.</p>
<p>Yüzümüzde güller açıyordu konser bitiminde. Sonrasında da coşkumuz devam etti. Ben, Belinda (Dilmener), Asu (Maro), Neslihan (Bilge), Hakan (Eren), Deniz (Durukan), Altay (Öktem), Murat (Meriç), Merve (Erol), Sinan (Doyan), İlhan İrem üzerine yazdığı çok parlak, çok ayrıntılı incelemesi birkaç ay içinde Everest tarafından yayınlanacak olan Hakan (Taştan) ve Medyatava.com’dan Batur İlhan’dan oluşan kalabalık bir grup halinde Taksim’e yürüdük, hem İlhan İrem’den konuştuk, hem gülüştük, hem onu bunu çekiştirdik. En sıkı İrem hayranlarından Naci (Keklik) de bize katılacaktı ama, yanında küçük kızı vardı onun ve eve dönmek zorunda kaldı. “Bazen neşe bazen keder…” diye mırıldana mırıldana Taksim’e varan grup, burada ayrıldı ve bir kısmımız Özsüt’e gittik; çay kahve içerek, aşure yiyerek İlhan İrem’den konuşmayı orada da sürdürdük. Kötü hava şartları nedeniyle akşamüzeri gideyim mi-gitmeyeyim mi? İkileminde kalmıştım kısa bir süre için, sonra da yağmursa yağmur, ıslanmaksa ıslanmak demiş ve gitmeye karar vermiştim; iyi ki de öyle yapmışım. Gitmeseydim ve birileri bana bu gecenin coşkusunu kenarından köşesinden olsun anlatsaydı, gitmediğime çok üzülür, çok pişman olurdum. Neyse ki oradaydım.</p>
<p>Naim DİLMENER<br />
iirem.com / 06 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/naim-dilmener-sensizligin-acisini-sen-nereden-bileceksin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senin Verdiklerini Senle Paylaşmak Varmış&#8230; Sinan Doyan / iirem.com</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/sinan-doyan-senin-verdiklerini-senle-paylasmak-varmis</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/sinan-doyan-senin-verdiklerini-senle-paylasmak-varmis#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2006 21:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 29 Eylul Istanbul</category><category>Sinan Doyan</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/v2/yazilar/sinan-doyan-senin-verdiklerini-senle-paylasmak-varmis</guid>
		<description><![CDATA[Yağma Yağmur Beni Silip Süpürme:
Harbiye (Cemil Topuzlu) Açıkhava tiyatrosuna çok az kalmıştı. Henüz saat 18:30 olmasına rağmen kapkara bulutlar ortalığı kapkara yapmışlardı; kendileri gibi. Bir anda boşanan yağmur 5 metre ilerdeki kulübeye kendimi atana kadar sırılsıklam yapmıştı beni. &#8220;Her şey bir anlıktı&#8221;. Tiyatronun karşısındaki turizm firmalarına ait tentelerin altına geldiğimde ise gecenin ne kadar güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yağma Yağmur Beni Silip Süpürme:</p>
<p>Harbiye (Cemil Topuzlu) Açıkhava tiyatrosuna çok az kalmıştı. Henüz saat 18:30 olmasına rağmen kapkara bulutlar ortalığı kapkara yapmışlardı; kendileri gibi. Bir anda boşanan yağmur 5 metre ilerdeki kulübeye kendimi atana kadar sırılsıklam yapmıştı beni. &#8220;Her şey bir anlıktı&#8221;. Tiyatronun karşısındaki turizm firmalarına ait tentelerin altına geldiğimde ise gecenin ne kadar güzel geçeceğinin sinyallerine şahit oldum; bir grup sevecen ilk defa gördükleri beni şaşırtıcı bir cana yakınlıkla karşılamış, kim olduğumu öğrendiklerinde de güzel bir sohbete başlamıştık. (Alim, Ufuk, Mahir, Murat, Cem ve adlarını bilmediğim sevecen dostlara buradan bir teşekkür)… Bir ara yağan yağmurun durumuna göre konserin her an iptal edilebileceği duyumunu aldım telefonla güvenilir bir isimden. Bunu diğer arkadaşlarla paylaştığımda yüzler bir anda asıldı, canlar sıkıldı. &#8220;Sıkılmasın İçin&#8221;. Beklenen olmadı, henüz içeri girmemişken o yağan sert yağmurdan eser kalmamış, İlhan İrem&#8217;in deyimiyle &#8220;edilen dualarla yağmuru kovmuştuk&#8221; bir anlamda. Hoş, yağsa da yağmurun bizi silip süpürmeyeceği aşikardı.</p>
<p>Ayağını Bastığın 40 Yıllık Beton Çayır Çimen Şimdi:<span id="more-13"></span></p>
<p>Coşkun Demir&#8217;le bulunduğu protokolde, sitesine yazdığım yazı hakkında konuşurken Açıkhava Tiyatrosu da kısmen dolmuştu. Herkesin birbirini tanımasına, selamlaşıp kucaklaşmasına imrenmedim değil. Sevecenlerin varlığından her daim haberdardım ama bu kadar sıkı bir kenetlenmeyi tahmin edemiyordum. C Blok, 6. sıra, 18 no&#8217;lu yerime geçtiğimde sevecenler İlhan İrem&#8217;i şarkılarıyla konsere davet etmeye başladılar. İnanılmaz bir duygu seliydi orada olanlar ve yaşananlar. Kameralar da bunu fırsat bilerek koşturdular bir anda; ben de kameraların koşturmasını fırsat bilerek yanımda getirdiğim 100&#215;70 cm. boyutlarındaki pankartımı açıverdim oradaki arkadaşlarla beraber. Bir anda bizim tarafa döndü kameralar…Işıklar kararıp ta bir anda sahneye sis verilip konfeti yağmaya başladığında çığlıklar ve alkışlar kulakları sağır edecek seviyedeydi. Geliyordu nihayet. &#8220;Yıllar var ki biz böyle, bekliyorduk özlemiyle&#8221;. Ve 4000 kişiyi kucaklamak istercesine kollarını açıp bizi selamladığında dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim heyecandan. Bir an herkes susturup &#8220;Ayak bastığın 40 yıllık beton, çayır çimen şimdi. HOŞGELDİN!&#8221; diye bağırmak istedim.</p>
<p>Sanatçılara Benzer Göklerdeki Yıldızlar:</p>
<p>Bizden daha heyecanlıydı, sesi titriyordu çünkü. Benim gibi birçoğumuzu şaşkına çevirerek (ve de çok iyi yaparak) &#8220;Bir Yıldız&#8221; şarkısını açılış olarak seçmişti. Binler tek yürek ve tek ses olarak İlhan İrem&#8217;in sesini bastırırcasına eşlik ediyordu şarkıya. Ve akabinde diğer şarkılara da. &#8220;Çok özlemişim sizleri çok&#8221; dediğinde ise boğazıma bir yumru oturup kaldı; duygunun had safhada olduğu bir andı ve o duygu boşalma aşamasına gelmişti nerdeyse. Birlikte söylenen şarkılar ve her bir anı bir duygu seline dönüşen yaklaşık 2 saat bize bir rüya yaşattı. Kimimiz halen de o rüyanın içindeyiz. Bazılarımızda, hatta birçoğumuzda &#8220;hep son albümden söylerse&#8221; endişesi hakimdi; ama olmadı. Kendi köşe başlarını oluşturmuş tüm hitlerini peş peşe sıralayarak adeta mest etti bizleri. Bir ara kucağında kızı ve diğer elinde el kamerasıyla çekim yapmaya çalışan tam önümdeki Naci Keklik&#8217;e gökyüzünü göstererek &#8220;Bakar mısın yukarıya&#8221; dediğimde &#8220;ışıltılar içindeydi göklerdeki yıldızlar&#8221;.</p>
<p>Görmeyeli Buralara Olanlar Olmuş:</p>
<p>&#8220;Ayrılıkların da sonu var&#8221; sloganıyla aylar öncesinden başlanan konser hazırlıkları hepimizi heyecanlandırdığı gibi bir takım soruları da beraberinde getirmişti. Kimi yerde 18, kimi yerde 14 yıl sonra ilk kez konser vereceği yazılı olan İlhan İrem bu konsere ne derece hazırdı? Bunca sene sonra orkestra kimlerden oluşacaktı? Gür Akad gitar çalacak mı? Bu uzun süreç içinde oluşan yeni tarzlar ve yeni dinleyici kitlesiyle nasıl bir seyirci profili oluşacaktı? Eylülün sonuna denk gelen bu konserde yağmur yağacak mı? Açılış parçası ne olacak?<br />
Bu gibi sorulara cevap arandı durdu çeşitli forumlarda. Bilen de bilmeyen de iyi niyetlerle temennilerini yazdılar. Biletler satışa çıktığında ilk göze çarpan bilet fiyatlarının yüksek oluşu oldu. Fiyatlar yüksek olmasına yüksekti, ama söz konusu kişi İLHAN İREM&#8217;di. Bunu tartışmak bile gereksiz. Yağmur yağacakmış, bilet fiyatları yüksekmiş, seyirci kitlesiymiş beni bunlar değil de, bunca yıl sonra İlhan İrem&#8217;in sahne performansını ve de (kendisini tanıdığım için) Gür Akad&#8217;ın kadroda olup olmayacağıydı. Gür Akad herkesin sahnede görmeyi istediği bir isimdi doğal olarak. Çünkü İlhan İrem&#8217;in 1988 yılından itibaren yaptığı albümlerde ağırlığı hissedilen bir müzisyen. Başka sanatçılara da gerek albümlerde olsun gerekse sahnede olsun eşlik etmişlikleri var, ancak İlhan İrem&#8217;in 90&#8242;lardaki sound&#8217;unun belirleyici isimleri kuşkusuz Gür Akad ve Garo Mafyan oldular. Konserden çok önceleri Gür Akad&#8217;ın sahne almayacağı kesinleşmişti. Aklımdan geçen bir başka isim bu sefer Berç Yenal oldu. Hatta sahnede siyah Gibson Lespaul gitarı görünce &#8220;tamam Berç var gitarda&#8221; dedim kendi kendime. Ama yanılmışım. Piyasanın yakından tanıdığı bir isim olan Gültekin Kaçar&#8217;dı pena sallayacak olan. Gür Akad&#8217;ın neden sahnede yer almadığı hatta seyircilerin arasında bile neden olmadığı konser sonrası konuşulan konuların başında geliyordu. Bunun mahkemesini yürütmek bize düşmez. Her iki tarafın da bir bildiği vardır elbet… Ve İlhan İrem&#8217;in performansı; müzik dünyası içinde hatırı sayılır isimlere sahip dostlarımla yaptığım sohbetlerde onların da performans konusundaki kaygılarını öğrendim. Birçoğu da benim (ve de birçoğunuz) gibi İlhan İrem&#8217;i ilk defa sahnede seyredeceklerdi. Dile kolay 14 sene (ya da 18) hiç de kısa bir süre değil. Bu süre içinde köprüler atılmış, köşe başları tutulmuş, kısacası &#8220;olanlar olmuş&#8221;tu. Ama bu uzun süre içinde kendini unutturmamış, albümler yapmış, eskiler külliyat halinde özleyenlerine ve yeni tanıyanlara ulaşmıştı. Ama sadece bu kadar, fazlası yok. Ne bir Tv programı ne de bir başka bir şey. Sayısı pek az röportajlar haricinde ortalarda görünmedi hiç. Konserlerden de umudumuzu kesmiştik artık, bir hayalden ibaretti bizim için. Ama kaygılarımızda yanılttı bizi; şimdiye kadar seyrettiğim konserlerin en güzelini yaşattı bana. İlk şarkılarda sesi titredi sadece, bir de bir şarkıda şarkıya erken girdi o kadar. Sahne performansı, orkestrayla uyumu, seyirci diyaloğu her şeyiyle muhteşemdi İlhan İrem.</p>
<p>İşte Yine Çıktı Sahneye Bak Şuna Bak Bak Bak:</p>
<p>Konsere damgasını vuran şeylerden biri de İlhan İrem&#8217;in performansının yanı sıra sahnedeki görsel zenginliklerdi. Arka planda yer alan dev perdede konser boyunca gösterilen Samanyolu görüntüleri, İlhan İrem klipleri oldukça renk kattı. Asıl sürprizi konser sonuna saklayan İlhan İrem, semazenler ve de beyaz güvercinlerle görülmemiş bir şov sergiledi. İlk başlarda durgundu, ancak zamanla sahneyi baştan sona arşınlamaya, köşelerdeki yükseltilerin üstünden uzakta kalan seyircileri selamladı. Şarkıların başlangıçlarında, bitişlerinde ve de gitar sololarında orkestra elemanlarına eşlik etmekte geri kalmadı. İki bis&#8217;te planlanmış şekilde sahneye dönüp şarkılarını söyledi. Konser bittiğinde ise kimse dağılmadı; 4000 kişi hep bir ağızdan adını çağırdılar. Dönüp de tekrar şarkı söyleyeceğine ben ihtimal vermemiştim zaten; ancak son bir veda konuşması yapıp ayrılabilir konser alanından düşüncesi hakimdi. Ama olmadı. Ziyanı yok, ona da hak vermek lazım. Ara vermeksizin 2 saat boyunca şarkı söyledi, heyecanlandı, sevindi, duygulandı. Yoruldu haliyle.</p>
<p>Yağmur Yağsın Güneş Açsın Gökkuşağı İnsin Başına:</p>
<p>Konserde söyleyeceği şarkılar konusunda ilk şaşkınlığı &#8220;Bir Yıldız&#8221;da yaşadığımızı söylemiştim. Ama şaşırtmalar konser boyunca da devam etti. Beklediğimiz o köşe başı hitlerinin haricinde son derece güzel olanları da bizden esirgemedi. Eylül ayında doğum gününü kutlayanlar için söylediği &#8220;Buruk&#8221; bunlardan bir tanesi mesela. Yaşamın yemek içmekten ibaret olmadığını vurguladığı &#8220;Şartlı Refleks&#8221; mesela. Ya da kendi yazdığı sözlerin dışına ilk çıkışı gerçekleştirdiği &#8220;Hoşgeldin Kadınım&#8221; gibi. Ama bizi asıl şaşırtan da Bursa yıllarında sahnelerde söylediği &#8220;Quando l&#8217;amore&#8221; isimli şarkıyı söylemesi oldu. Şarkının orijinal tınılarına sadık kalınarak düzenledikleri bu şarkı, konser boyunca eşlik edilemeyen tek şarkıydı. Müzikal kurguları nedeniyle canlı çalmadıklarına kanaat getirdiğim &#8220;Yılan Isırığı&#8221; ve &#8220;Aşk Kapıları&#8221; playback seslendirilen parçalar olmasına rağmen orkestra elemanlarının ufak ufak eşlikleri de gözlerden kaçmadı. Bir başka gözden kaçmayan şey ise hayranların &#8220;Bezgin&#8221;e olan susamışlığıydı.</p>
<p>Gel Sevecen Gör Sevecen:</p>
<p>İlhan İrem severler yıllardır kendi aralarında kurdukları platformlarla bir &#8220;irembağı&#8221; oluşturmuşlar, ülkenin dört bir yanında tertipledikleri özel günler ve toplantılarla kaynaşmışlardı. İlki bana 1991 yılında gelmeye başlayan &#8220;sevecen bültenleri&#8221; zamanla yok oldu. Ama birçok İlhan İrem fanını bu yolla tanıdım. Mesafeler uzak da olsa (ki ben Karadeniz&#8217;deyim) aradaki bağ kuvvetliydi. Ankara&#8217;da, Eskişehir&#8217;de ve İstanbul&#8217;da &#8220;İlhan İrem Buluşmaları&#8221; tertiplendiğini hep bu dostlarım sayesinde öğrendim ve yolladıkları resimlerle şahit oldum. Gün gelip de bir İlhan İrem konserinde sevecenlerle tek bir yürek halinde İlhan İrem&#8217;e şarkılarında eşlik etmek düşüncesi bile hayalden öte bir şeydi benim için. Ama bunu yaşadı(k)m. Her biri &#8220;sevecen&#8221; sıfatını sonuna kadar hak eden arkadaşlarla tanıştım konserde ve öncesinde. Ve de sonrasında. Her birinin gözlerindeki o ışıltıyı ve cana yakınlığı fark etmemek imkansızdı. İlhan İrem&#8217;in, şarkısında da dediği gibi &#8220;Senin Verdiklerini Senle Yaşamak Varken&#8221; misali biz İlhan İrem&#8217;in bize verdiklerini hem yaşadık beraber, hem de paylaştık. Işık ve Sevginin eşsiz gücünü hissettiğimiz sürece eylemlerimiz ve paylaşmalarımız devam edecektir.</p>
<p>Sinan DOYAN<br />
<a target="_blank" href="http://www.iirem.com/">www.iirem.com</a> / 05 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/sinan-doyan-senin-verdiklerini-senle-paylasmak-varmis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlhan İrem, Anneannem ve&#8230; Altay Öktem / Penguen</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/altay-oktem-ilhan-irem-anneannem-ve</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/altay-oktem-ilhan-irem-anneannem-ve#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2006 16:50:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 29 Eylul Istanbul</category><category>Altay Oktem</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/v2/yazilar/altay-oktem-ilhan-irem-anneannem-ve</guid>
		<description><![CDATA[İlhan İrem, Anneannem ve Orta Şekerli Kahve
Mutluluktan uçuyorum&#8230; Yıllar önce, ne yılları ya, bir-iki gün önce birisi çıkıp da “Üç vakte kadar mutluluktan uçuyorum cümlesiyle başlayan bir yazı yazacaksın” dese, hayra yormazdım. Kesin bir gelecek var başıma diye düşünür, artık kurşun mu olur, tütsü falan mı, bir şeyler döktürür, kafamın etrafında üç kere döndürtür, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlhan İrem, Anneannem ve Orta Şekerli Kahve</p>
<p>Mutluluktan uçuyorum&#8230; Yıllar önce, ne yılları ya, bir-iki gün önce birisi çıkıp da “Üç vakte kadar mutluluktan uçuyorum cümlesiyle başlayan bir yazı yazacaksın” dese, hayra yormazdım. Kesin bir gelecek var başıma diye düşünür, artık kurşun mu olur, tütsü falan mı, bir şeyler döktürür, kafamın etrafında üç kere döndürtür, bu lafı eden kişiyi de döverdim muhtemelen. Ama olanlar oldu işte; mutluluktan uçuyorum diye başlayan bir yazı yazıyorum şu anda…<span id="more-20"></span></p>
<p>Gerçi uçmanın da çeşitleri var. Hayatım boyunca hiç uçmadım desem yalan olur, ama mutluluktan uçtum mu daha önce? Hatırlamıyorum. Hadise şöyle başladı: Takvimler 29 Eylül 2006’yı, saatler 19.30’u gösteriyordu. Harbiye Açık hava Tiyatrosu hıncahınç bir kalabalık tarafından istila edilmiş gibiydi. İğne atsan yere düşmeyecekti sanki; ama büyülenmiş gibi sahneye bakan o kalabalığın içinde, havaya iğne atarak bu deyimin doğru olup olmadığını test etmeyi düşünen bir kişi bile yoktu. Daha bir iki saat önce gök yarılmış, ahmakıslatan değil, toplumumuzun en zeki münferit şahıslarını bile affedersiniz donuna kadar sırılsıklam eden bir yağmur peyda olmuştu İstanbul semalarında. Konser organizasyonlarına alışık bir bünye ne düşünür bu konuda? Şöyle düşünür; bizim pimpirikli izleyicimiz öldürsen açık havada, sağanak yağmur tehdidi altında yapılacak bir konsere gitmez. Oturur evinde ‘tivi’ izler. Mehmet Ali Erbil’i var, İbrahim Tatlıses’i var, Demet Akalın’ı var, seçenek bol yani. Hem çayını da içersin sıcak sıcak televizyonun karşısında. İstersen kanapeye bile uzanırsın. Hatta hatun da uzanır yanına, hem izler hem mıncıklaşırsınız, kim karışır…</p>
<p>Akıl almaz sayıdaki insan, bu söylediklerimin tersini kanıtlamak istercesine, izdihami bir kalabalık şekline bürünmüş, yığılmıştı Açıkhava Tiyatrosu’na. Bir tarihe tanıklık edeceklerinin farkındaydılar sanki. Yıllardan sonra İlhan İrem sahneye dönmüştü. O bilinçli inzivadan çıkmış, kendine kucak açanlara o da kollarını açarak cevap vermişti, simsiyah kıyafetler içinde…</p>
<p>Konserde değil, topyekün bir büyü törenindeydik sanki. Yıllardır, bıkmadan usanmadan “Işık ve Sevgiyle” diyen İlhan İrem, ışığın da, sevginin de siyahın içinden süzülerek geldiğinin canlı kanıtıydı o gece.<br />
Gerçi sesinden ve sözünden uzak kalmamıştık hiç&#8230; Albümleri hep bizimleydi. Müziğe bir an bile ara vermemişti ama ne sahneye çıkıyor, ne de kimseyle röportaj yapıyordu…</p>
<p>Görünmüyordu… Bu imaj çağında, görünmeden efsane olabilmenin zorlu ama kalıcı kanıtı gibiydi. Eh hangi şarkıcıya binlerce kişi, hep birlikte, ayakta vokal yapmıştır bu güne kadar? Daha önce radyodan, binlerce kişiyle değil, sadece anneannemle beraber dinlerdim İlhan İrem’i. Bazı anılar kazınır ya hafızaya, öldürsen çıkmaz…<br />
Anneannemin oturma odasındaki gaz sobasını, üstünden pileli örtü sarkan sediri ve koskoca tahta radyoyu hiç unutmadım. Daha kapıdan girdiğim an mutfağa gider, orta şekerli iki kahve yapardı. Sonra karton kutudaki Gelincik sigarasından bir tane çıkarıp dudağına yerleştirir, “kahvenin yanında iyi gider” diyerek bir tane de bana uzatırdı. İlk kahvemi de ilk sigaramı da anneannemle içtim. Kulağı da az mı işitiyordu ne, o radyo bangır bangır bağırırdı hep odanın ortasında. Hangi kanalda radyo tiyatrosu varsa anneannem radyonun kulağını çevirir, o kanalın frekansını pat diye buluverirdi. Bir de ince sesli bir şarkıcıya musallat olmuştu o yıllarda. Gencecik bir çocuk “Sazlıklardan havalanan / bir ördek gibi sesin” diye inletiyordu ortalığı. Bak, derdi anneannem, bu çocuğa dikkat et, çok büyük bir şarkıcı olarak ilerde… Aman, ilerde kim ne olacak ne anlardım ben, on üç yaşında bir çocuktum daha, sigarayla, kahveyle iyi gidiyordu İlhan İrem’in sesi, onu bilirdim yalnızca!</p>
<p>Yıllar sonra, bir dergide yazım yayınlandı. Yan sayfada da İlhan İrem’in yazısı olduğunu, bir çeşit dergi kardeşliği yaşadığımı görünce gururdan ölmüştüm neredeyse. Anneannem yaşasaydı, koşup yanına gider, bak kahve içerken dinlediğimiz o şarkıcıyla aynı dergide yazım çıktı diye çığlıklar atardım. Ama geç kalmıştım, çok geç…</p>
<p>Geçen ay, Güven Erkin Erkal, Yüxexes dergisinde hazırladığım edebiyat sayfaları için, Karakalem için yani; yıllar önce Hey dergisinde İlhan İrem’in başlattığı bir geleneğin devamı aslında bu, deyince “Yuh benim hafızama” diye söylenmeye başladım… Anneannem o yaşında Hey okurdu bir de, unutmuşum… Gerçi İlhan İrem o sıralarda henüz hazırlamıyordu Hey’deki o sayfayı. Anneannem ona da yetişemedi yani.  Ben yetiştim! Cem Karaca’nın verdiği son konserlerden birini de izlemiştim Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda. Aynı yerde, bu kez İlhan İrem’in yıllar sonra dinleyicisiyle bir araya geldiğine tanık oldum. Türk, hatta dünya müzik tarihinin iki büyük efsanesiyle de kesişti yolum&#8230; Torunumdan daha şanssız olma ihtimalim yüksek, ama anneannemden daha şanslı olduğum kesin! Torunuma anlatacak iki büyük anım var şimdiden.</p>
<p>Altay Öktem<br />
Penguen / 05 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/altay-oktem-ilhan-irem-anneannem-ve/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlhan İrem Rüyası İclal Aydın / Vatan</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/iclal-aydin-ilhan-irem-ruyasi</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/iclal-aydin-ilhan-irem-ruyasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2006 18:51:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 29 Eylul Istanbul</category><category>Iclal Aydin</category><category>Medya</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/v2/yazilar/iclal-aydin-ilhan-irem-ruyasi</guid>
		<description><![CDATA[Bizim dizi kadrosu, yönetmeninden oyuncusuna İlhan İrem severlerden oluştuğu için geçtiğimiz hafta çekim saatlerinin İlhan İrem’in yıllardır beklenen konserine denk gelmesi pek çoğumuzu nasıl mutsuz etti anlatamam.
Üstelik müthiş bir yağmur vardı o gün.
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda yapılacak konser belki ertelenir diye düşünerek kendimizi teselli etmeye çalıştık ama hayır! İlhan İrem mucizesi midir nedir, yağmur dindi!
İçimizden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim dizi kadrosu, yönetmeninden oyuncusuna İlhan İrem severlerden oluştuğu için geçtiğimiz hafta çekim saatlerinin İlhan İrem’in yıllardır beklenen konserine denk gelmesi pek çoğumuzu nasıl mutsuz etti anlatamam.</p>
<p>Üstelik müthiş bir yağmur vardı o gün.</p>
<p>Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda yapılacak konser belki ertelenir diye düşünerek kendimizi teselli etmeye çalıştık ama hayır! İlhan İrem mucizesi midir nedir, yağmur dindi!<span id="more-18"></span></p>
<p>İçimizden bazıları o konserde bir müzik ziyafeti yaşarken biz sadece iç çekmekle yetindik.<br />
***<br />
Ertesi gün çekim yaptığımız köşkün yan tarafındaki ofiste kahvelerimizi içerken bizim Avukat Ergin (Murat Kılıç) o saatlerde çekimi olmadığı halde kapıda göründü&#8230;</p>
<p>“Oooo, n’aptın kardeş” dedik.</p>
<p>“Konserdeydim” dedi. Başladı tatlı tatlı anlatamaya. “Bari iki satır yaz. Ben de benim gibi gidemeyen okurlarla paylaşayım” dedim. Bir heves montunu çıkarmadan yazmaya başladı.</p>
<p>İşte arkadaşım Murat’ın İlhan İrem konseriyle ilgili yorumları&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>“Yağmurların başladığı mevsimde, İstanbul’da açıkhava konser salonunda gençlik yıllarımdan -aslında çok da yaşlı değilim ama- eski bir dostla ve onun ışık ve sevgisiyle karşılaştım.</p>
<p>Tek ümidim yağmur yağmaması idi ve ilahi adalet gerçekleşip yağmur, yerini dingin bir geceye bıraktı.</p>
<p>Sabırsız bekleyiş, kararan sahne, bekleyiş&#8230;</p>
<p>Işık, sevgi, konfetiler ve İlhan İrem.</p>
<p>Bunca yıldır araya giren ayrılıktan mıdır, yoksa onun sevgiye ve ışığa yaptığı yolculuktan mıdır bilinmez ama biraz yorgun ve yaş almış gördüm kendisini.</p>
<p>Hıncahınç dolu bir açıkhava ve ilk şarkıyla başlayan beraber şarkı söylemek isteği herkesi sarmış ve hep bir ağızdan söylenen, özlenen şarkılar.</p>
<p>Evimde o kadar çok dinleyip, bilmem kaçıncı kere sildiğim plaklardaki adam, yılların ardından kapıları aralamış ve bana o kadar yakından şarkı söylüyordu ki anlatamam.</p>
<p>Uzun bir yolculuğa çıkmıştı uzun yıllar önce ve biz onu o yolculuğun başında tanımıştık.</p>
<p>Işık ve sevgi adıyla nice insanla İlhan İrem’in internet sitesinde yazışmıştım uzun süre önce. Şimdi tüm o insanlar üstlerine yıldız ve kalpli tişörtler giyip sahneye kollarını uzatarak, ona dokunarak şarkı söylüyorlardı neredeyse.</p>
<p>&#8220;Ayrılıkların sonu var&#8221;mış diyerek o akşam gözlerimden avuçlarıma döküldü inciler.</p>
<p>Hoşgeldin İlhan İrem.</p>
<p>Not: Konser sonunda İlhan İrem’in tasavvuf ve rock müziği birleştirerek yaptığı gösteriyi henüz nereye oturtacağımı bilmiyorum ama yolumuz ışık ve sevgiyle doluydu o akşam.”</p>
<p>***</p>
<p>O anlattı biz imrendik işte&#8230;</p>
<p>Radyoculuk yaptığım yıllarda mutlaka her programda bir şarkısını çalmaya özen gösterdiğim İlhan İrem belki kaçıranlar için her şehirde bir konser daha verir.</p>
<p>Kim bilir belki de gerçekten ayrılıkların da bir sonu vardır ve ayrılığa son veren bu dönüş kesin dönüştür&#8230;</p>
<p>İclal Aydın<br />
Vatan Gazetesi / 03.Ekim.2006<br />
(<a href="http://www2.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&amp;tarih=03.10.2006&amp;Newsid=89034&amp;Categoryid=4&amp;wid=10">http://www.vatanim.com.tr</a> )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/iclal-aydin-ilhan-irem-ruyasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Konserler Çok Konuşulacak Olcay Tanberken / tambatumba.com</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/olcay-tanberken-bu-konserler-cok-konusulacak</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/olcay-tanberken-bu-konserler-cok-konusulacak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2006 21:49:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 29 Eylul Istanbul</category><category>Olcay Tanberken</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/v2/yazilar/olcay-tanberken-bu-konserler-cok-konusulacak</guid>
		<description><![CDATA[Hayretler içindeyim. Sadece 27 yaşındayım ve bu yaşıma kadar yerli ve yabancı birçok ismin konserini izlememe rağmen hiçbir zaman bir ağızdan bu kadar coşkuyla ve sevgiyle sahnedeki sanatçısına eşlik eden bir topluluk görmemiştim. Çoğu konseri tıklım tıklım dolu olan Türk popunun devleri Sezen Aksu, Nilüfer, Ajda Pekkan ve evet, Tarkan konserlerinde bile maalesef böyle bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayretler içindeyim. Sadece 27 yaşındayım ve bu yaşıma kadar yerli ve yabancı birçok ismin konserini izlememe rağmen hiçbir zaman bir ağızdan bu kadar coşkuyla ve sevgiyle sahnedeki sanatçısına eşlik eden bir topluluk görmemiştim. Çoğu konseri tıklım tıklım dolu olan Türk popunun devleri Sezen Aksu, Nilüfer, Ajda Pekkan ve evet, Tarkan konserlerinde bile maalesef böyle bir seyirci olmadı, olamadı&#8230; Birçok dünya starı bu topraklardan geldi geçti, yine iddia ediyorum, böyle bir seyirciyi göremezsiniz.<span id="more-16"></span></p>
<p>Öncesini bilmiyorum ama Açıkhava, benim izlediğim son 10 yılda sanıyorum hiç bu kadar kalabalık olmamıştır. Bu havaya rağmen böyle bir izdiham yoktur eminim! Birkaç saat önce yağan yağmura bakıp da kimse kesin konser iptal edilir dememiş, 29 Eylül gecesi Açıkhava&#8217;yı doldurmuştu. &#8220;Bir mekan tam kapasite dolmuşsa daha kalabalık nasıl olabilir&#8221; diyenleriniz olabilir, ama benim bahsettiğim insan sayısı değil, sayının ötesindeki kalabalık, o kalabalığın (önler ya da arkalar değil, tüm Açıkhava&#8217;dan bahsediyorum) toplam sesi, toplam duygusu, toplam herbirşeyi&#8230; &#8220;Bir Yıldız&#8221;la açtığı reperturarının neredeyse tamamı eski şarkılarından oluşuyordu ve son albümünden 2 şarkıyı da konserin sonuna saklamıştı. Orkestra sahnelerin en iyi isimlerinden oluşturulmuş, şarkılar bu düzenlemelerle daha da uçmuştu. İrem sadece 2 saat sahnede kaldı kalmasına ama sahneye sığmayan yüzlerce şarkısı neredeyse her seyircinin ağzından birer istek olarak havaya döküldü 2 saat boyunca. Eminim bir 3-4 saat daha sahnede kalsaydı, aynı coşkuyla aynı seyirci sonuna kadar orada kalacaktı, belki de sabahlayacaktı.<br />
Bir sanatçı için daha gurur verici ne olabilir? Sanki bir gün bile ayrı kalmamış bir seyirci-sanatçı ilişkisi, inanması zor, abarttığımı da düşünebilirsiniz. İlhan İrem&#8217;in sıkı bir fanatiği değildim ama Türk popu için hep çok değerli biri olduğunu düşünmüşümdür. Şimdi şu noktadan sonra sanırım fikirlerimi yeniden gözden geçirmem gerekecek. Değerli lafı az kalır. Allah her sanatçıya böyle muhteşem bir sanat hayatı, böyle vefakar bir seyirci nasip etsin. 18 yıldan bahsediyoruz, 18 yıl sahnelere çıkmayan bir adamı, çoğunluğu yaşı genç olan bir seyirci izliyor ve tüm şarkılarını ezbere söylüyor. Böyle bir vaka bu topraklarda kaç kere görülmüştür?</p>
<p>İlhan İrem, 3 büyük ildeki 3 konseriyle tam 18 yıllık hasreti sonlandırıyor. İstanbul&#8217;daki etkileyici manzaranın aynısı, Ekim ayındaki 2 konserle daha tekrarlanacak. Biri 7 Ekim&#8217;de İzmir&#8217;de, diğeri 14 Ekim&#8217;de Ankara&#8217;da. Belki gazeteler yazmayacak, belki televizyonlar göstermeyecek bile, kimbilir? Ama Türk popunun bu mucize olayına kulaklarınızla ve gözlerinizle şahit olmak sizin elinizde&#8230;</p>
<p>Olcay Tanberken<br />
<a href="http://www.tambatumba.com/">http://www.tambatumba.com</a> / 02 Ekim 2006<br />
(<a href="http://muzik.tnn.net/ozel_dosya.asp?FID=193">http://muzik.tnn.net/ozel_dosya.asp?FID=193</a>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/olcay-tanberken-bu-konserler-cok-konusulacak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Işık ve Sevgiyle Ahmet Atacan / ahmetatacan.blogspot.com</title>
		<link>http://ilhaniremkonserleri.com/ahmet-atacan-isik-ve-sevgiyle</link>
		<comments>http://ilhaniremkonserleri.com/ahmet-atacan-isik-ve-sevgiyle#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2006 21:48:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Agun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
<category>2006 29 Eylul Istanbul</category><category>Ahmet Atacan</category><category>Yazilar</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilhaniremkonserleri.com/v2/yazilar/ahmet-atacan-isik-ve-sevgiyle</guid>
		<description><![CDATA[Ölmeden önce yapılacaklar listemden bir kalemin üstünü çizdim dün gece.
Konserin başlamasına iki saat kalmıştı ve iki gündür İstanbul’a yaramaz bir çocuk edasında aralıklarla yağan yağmur şiddetini artırmış görünüyordu. Ben ise yağan yağmura pek aldırmıyordum. İçimden bir ses “şu yağmur birazdan kesilecek, hava açılacak” diyordu. Beni endişelendiren iki olasılık vardı. İlki geçirdiği metamorfoz ile bambaşka denizlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ölmeden önce yapılacaklar listemden bir kalemin üstünü çizdim dün gece.</p>
<p>Konserin başlamasına iki saat kalmıştı ve iki gündür İstanbul’a yaramaz bir çocuk edasında aralıklarla yağan yağmur şiddetini artırmış görünüyordu. Ben ise yağan yağmura pek aldırmıyordum. İçimden bir ses “şu yağmur birazdan kesilecek, hava açılacak” diyordu. Beni endişelendiren iki olasılık vardı. İlki geçirdiği metamorfoz ile bambaşka denizlere yelken açmış görünen ilhan the irem’in bildiğimiz, özlediğimiz, ağladığımız şarkılarına çok yer vermemesi olasılığıydı, ikincisi ise canlı performansına ilk kez şahit olacağım bu adamın on yılı aşkın bir süre sonra vereceği bu ilk konserde kadife sesini kaybetmiş olması olasılığı idi. “Yine de tüm bu olasılıklar gerçekleşmiş olsa bile bunca zaman bana yaşattıkları için kendisine şükran duymalıyım” diye kendimi avutup, endişelerimden arınmaya çalışırken yağmurun durduğunu fark ettim. İtiraf etmeliyim, bu durum heyecanımı biraz daha yükseltti.<span id="more-15"></span></p>
<p>Konserin başlamasına çeyrek saat kala Harbiye&#8217;ye gelmiştim. Yağmur dinmişti, üstelik hava da açmış gibiydi. Gece büyüye hazırdı adeta. Dışarıda maç kuyruğunu andıran bir kalabalık vardı. Üstadlarını bunca yıl aradan sonra görmek için can atan sevecenler koşuşmuşlardı sanki heyecanla. İçeriye girdiğimde ortalığı inceleme fırsatı buldum. Özenle hazırlanmış sapsade bir sahne, konseri haber veren “Ayrılıkların da Sonu Var” ile “Işık ve Sevgiyle” afişleri. Üstadın uzun süredir ortalıkta pek ortada görünmemesi sebebiyle yeni neslin bu adamı tanımamış olmasını düşündüğümden orta yaş ve üstünün yoğun olduğu bir seyirci profili beklerken, memnuniyetle gördüm ki, ortalık genç insan doluydu. İlhan the irem’le geç tanışmış birisi olarak onları kıskandığımı söylemekten çekinmeyeceğim. Gençliğin de etkisiyle sevecenler çok ama çok heyecanlı ve sabırsız görünüyorlardı. Hayatımda ilk kez bir konserde şarkıcıyı onun şarkılarını hep bir ağızdan söyleyerek bekleyen seyircileri gördüm. Bunca senenin özlemini yaşıyor ve özlemin birazdan bitecek olmasını adeta kutluyorlardı.</p>
<p>Çok geçmedi, ışıklar söndü, grup sevecen yerini aldı, ışık gösterileri ve sevecenlerin “İlhan” tezahüratları arasında nihayet sahneye çıktı. Tamamen siyah giyinmişti, üstelik daha sonra da “belki de bu kara gözlükleri gözyaşlarım görünmesin diye takıyorumdur kim bilir” diyeceği böylece kendi heyecanını da ele verip bizi de duygulandıracağı simsiyah güneş gözlükleri vardı. Sevecenlerin coşkun tezahüratları arasında açılış şarkısı “Bir Yıldız” ile başladı konser. Önce sesinde küçük bir titreme olduysa da (heyecanından olsa gerek), sonradan fark ettim ki, bu adamın özlediğimiz, hislendiğimiz sesi zerre değişmemiş, hala kadife sesli. Daha ilk şarkıda endişelerimden biri kayboluverdi boylece. Tüm sevecenler hemen eşlik etmeye başlamışlardı böylece. Sonradan görecektim ki, sevecenler tüm şarkılarda eşlik edeceklerdi üstada, hatta bazı şarkılarda (bkz : Konuşamıyorum, Anlasana, Boşver Arkadaş) üstadın sesini bile bastıracaklardı. Ve hatta bu yüzden üstad, grup sevecen üyelerine dönerek “ben size demiştim vokaliste gerek yok diye” sevecenlerini bir daha onore edecekti. İkinci şarkı olarak da “Sürgün Gibi Masallarda”nin çalmaya başlamasıyla bu konserde özlediğimiz şarkıları dinleyeceğimiz ortaya çıktı ve tüm endişelerimden arındım. Ondan sonrası konser benim için sarhoşluk tadını almaya başladı. Peşpeşe gelen “Yazık Oldu Yarınlara”, “Sevecen”, &#8220;Gemiler Döner Geriye”, “Terazi”, “Ben Değilim” ile devam eden konserde duygu yoğunluğu “Anlasana” ile zirveye çıktı ve o yoğunluk hep orada kaldı. Dört bin kişilik bir koro tüm şarkılara eşlik ediyor, her şarkıdan sonra sanki konser sonuymuş gibi çılgınca alkış yağmuruna tutuyorlardı İlhan&#8217;ı. Arada ilk ezberlediği şarkı olduğunu söylediği italyanca bir şarkı (“Aphrodite’s Child”ın coverlanmış hali) ile gecenin ilk sürprizini yaptı. Sonrasında yine bildik ses ve bildik sözleriyle devam eden konser izleyenleri mest etti, kendinden geçirdi. İlhan İrem veda ettiğinde çoğu kişi ilk kez saatlerine baktılar ki iki saat su gibi geçmişti bile. Ama sevecenler öylesine susamışlardı ki üstada, ısrarla ama hayatımda gördüğüm en ısrarlı şekilde yine getirdiler sahneye İlhan&#8217;ı. Dinlenecek o kadar çok şarkı vardı ki&#8230; İlhan içimizi okumuş olsa gerek ki “daha söylenmesi gereken yüz yüzelli önemli şarkı daha var galiba” dedi. Adam haklıydı. İki saati aşkın bir süre aralıksız bizleri başka alemlere götürmüştü ve dinlememiz gereken şarkılarla bu konser sabaha kadar sürmeliydi. Konser öncesi deli gibi yağmur yağarken konser boyunca bir damla bile düşmemiş olmasına “hepimiz diledik ve yağmuru durdurduk” deyip “Konuşamıyorum”u söylemeye başlayınca herkes ayakta bağıra çağıra söylemeye başladı. Nihayetinde semah gösterileri ve “İlhan” tezahüratları arasında konser sona erdi.</p>
<p>İki saat boyunca kendimden geçmiş, tüylerim diken diken olmuş, irem bağından demet demet çiçekler koklamıştım.</p>
<p>Eve gittim, yine onun şarkılarını dinledim, “ölmeden önce yapılacaklar listem”i açtım, baştaki kalemin üstünü çizdim.</p>
<p>Işık ve sevgiyle.</p>
<p>Ahmet Atacan<br />
(<a target="_blank" href="http://ahmetatacan.blogspot.com/">http://ahmetatacan.blogspot.com</a>) / 02 Ekim 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ilhaniremkonserleri.com/ahmet-atacan-isik-ve-sevgiyle/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
