• Ana Sayfa
  • İlhan İrem Konserleri
  • İlhan İrem
  • Forum
  • Fotoğraflar
  • Hatıra Defteri
  • Masalsı Yolculuk Anları
    Rabia Yirmibeş / ilhaniask.com

    ‘Akşamüstleri insanlar, yorgun eve dönerken…’

    Zaman, sevme zamanıydı ve biz, yağmur bulutlarını, doğduğun şehirden getirdiğimiz güneşle uğurladık ihtiyaçlı topraklara. Otuz üç yıllık özlemle, kendi gözyaşlarımızın denizinde yüzerken, ilahi senfoniler dinlemek istedik.

    ‘Yalan yanlış aynalarda’

    Masalsı hasretlere sürgün olduk. Dinlemeyi, anlamayı, özlemeyi… Her şeyiyle yolda yürümeyi öğrenirken, yalan yanlış aynalara baktık epey zaman. Baştan kara çıkmazlarda sürgün gibi… Masalsı hasretlerin koynunda sabahladık yıllar yılı.

    ‘Giderken bıraktığın asmalar üzüm’

    oldu.. Ardından.. Kanatlandık Işığınla… Koruğun, helva oluşuna gönüllendik sabırla. ‘Olan olmadı, biten de bitmedi. Gizli bahçelerde, lirik bahar senfonileri..’
    Yüreklerimiz güzelleşirken giderek…

    ‘Ayrı ayrı dallarda kuşlar gibi..’

    uçtuk yıllarca. Göç ettik sıcaklara. Baharlarda rengarenk dallara konarak, sarı çiçeğe sorular sorduk. Her çiçeğin, olgunlaşma sürecinin ve açılış zamanının aynı olmadığını öğrendik, göçlerde..
    Sonra zamanların, bir kuyumcu terazisi hassasiyetiyle, bir şeyleri tarttığını fark ettik bir gün. Tartıyor… Tartıyor ve ayırıyordu sanki. Benzer benzeri çeksin için belki de.

    ‘Gemiler döner geriye’

    diye beklerken, dalından kopan yürekler, yerlerine konmadı çoğu zaman. Derinlerimizde bir sızı hissettiğimiz an –iyi ki koptu-. Kainat örgüsünün, en koyu renk ilmeği olmanın farkındalığıydı, bedel ödüyor gibiydik, iyi ki ödedik. Yükselmek için.. Daha da yükselmek için (başka bir dahamız kalmamacasına) uçuyorduk ardından.
    Yükselen güneşi görmeye..
    Yanına..
    Hissediyorduk bir gün,
    Gemilerin döneceğini, geriye…

    ‘Quando l’amore diventa poesia’

    Tek anladığım ‘Seni seviyorum’ oldu, farklı bir lisanla söyleneni, uçarak dinlediğimde.

    ‘Yazık oldu yarınlara’

    kim bilir kaç kez. Ve kim bilir kaç kez söktü şafak; uykusuz gecelerin, ümitsiz rüya sabahlarına.
    Olsun du oldu..
    Yanmaya soyunan hamlardık. Çokça pişirildik yağmurlu akşamlarda.
    Yıllar yıllar sonra… Yine ardı ardına yaşanan yağmurlu akşamlar sonrasındaydık, bu kez hep birlikte, seninle!. Yağmur bulutları, çoktan çekip gitmişlerdi Işığın aşkıyla…
    Tüm kainatlar dinliyordu,
    Göklerden melekler iniyordu Tanrısal yalnızlıklara…

    ‘GÖRÜYORUM Kİ
    YAZIK OLMAMIŞ YARINLARA!’

    ‘İşte hayat’

    Yine akıp giderken seninle, sensiz… Zaman siliyordu epeycesini, olması gerektiği gibi yerli/yersiz. Nasıl büyük bir ustaydı ki zaman.. Akkora çehreliyordu odunları yakarak/yakmadan.
    Zamansızlıktan, yüreklerimize sızan bir Işık,
    Sevgiyle öğretiyordu bize, gözleri
    Pencereleri,
    Köprüleri,
    Ve ötesini.
    ..
    Yemyeşil bir sızı kaplasa da içimizi,
    Yemyeşil bir denizdi, sevgilinin gözleri ki hala da öyledir.
    O limandan da demir aldık.
    Olmuş ve olacak bütün bakışların boşluğunu, ıssız bir adada bırakarak…
    Deryaya çevirdik yönümüzü,
    Mavi yeşil kucaklaşmaların derinliklerindeki, buluşmalara sevdalanarak.

    ‘Anlasana!!’

    da anlatılan gizemle çekildi,
    Önce ruhumuz,
    Ardından yüreğimiz,
    Sonra beynimiz
    Sonsuza doğru…İlk…

    Yıllar geçse de üstünden, hep hatırladığımız, yağmurlu bir akşam/akşamlar vardı.
    Defalarca yaşadık sevgiyi ve aşık olduk defalarca.Gerçek aşk yollarında..
    Nice geceler, gözyaşlarımızı bağrına bastı, başımızı koyduğumuz yastıklar.
    ‘-Ah evladım.. Yaşadığın şu kul aşkını, Allah aşkına bir çevirebilsen!..’ diyen, rahmetli babamı; o zamanlar hiç de anlayamadığım ayrılık akşamlarında, hep söyleyene inanıp epeyce gözyaşları döktüm. Söyletenin farkına varana kadar.

    Ne olduğunu anlamaya çalışırken, yürüdüğümüz yolu yeni yeni kavramaya başladık. O zamanlar adını koyamadığımız, ama çok derinlerden hissedişlerle bizi sarıp sarmalayan bir rüzgarın ardındaydık artık.
    Anlayana kadar sürecek savrulmalar,
    Dinginlikler,
    İç çekişler
    Hesaplaşmalar,
    Yüzleşmeler…
    Pasımız silinene kadar, birbirimize sürtünmeler.
    Paslı çiviler misali, parlayana kadar…
    Yol boyunca, binlerce kez geçerek aynı noktalardan.. Yükselerek..
    Anlayana kadar,
    Başa aldık müziği tekrar, tekrar, tekrar, tekrar
    Anlayana kadar..
    Her defasında farklı, giderek genişleyen algılarla, yükselmeyi.. Hayatı öğrendik.

    ‘Yıllardan sonra, bu akşam ilk defa..’

    anılar içinde baş başa.. Yeniden baktık, yıllanmış mektuplara. Sararmış resimlerdeki donuk anlara.
    Her biri, sellerce gözyaşı döktüren sevdalarla yüzleştik. Ardımızda kalanları yakıp yıkmak, anılarla beraber yok olmak istedik.
    Savrulduk yıllarca.. yıllarla..
    Hasat sonu harmanlarında,
    Oradan buraya,
    Oradan oraya,
    Buradan oraya..
    Epey yol aldıktan sonra, şimdi.. Varılan noktadan baktığımızda
    Ne kadar da gerekliymiş o yangın.. yangınlar..
    Diye şükrettik,
    Gözyaşlarıyla yıkanan iç çekişlerinde.

    Ben,
    Ben değilim,
    Ben dediğim, sensin hep..

    ‘Sen bilirsin’

    Dedik, dinledikçe,
    Yaşadık, okuduk, yaşadık.
    Öğrenmeye, anlamaya çalıştık.
    Çokça törpülendik yolda, parlamaya/ışığa aşıktık.
    Aradaki fiziksel mesafeleri hiçlercesine, yaklaşmaya çabaladık ardından.. Ulaştıklarına…
    Yaşattığın/yaşadığımız, bambaşka boyutsal buluşmalar sonrasında; gözyaşlarımız döküldü yürekteki hasret korlarına, rüya sonralarında.
    Hasrete gönüllenip, yollarına güller sere sere biriktirilen özlemin vardığı doruğu,
    Seni sana, seninle anlatmak için,
    Derin bir iç çekişle, diz çöktük hasrete.
    Büküp boynumuzu..
    ‘Yine de sen bilirsin’ dedik ömürlerce.

    ‘Sevecen’

    Birdi,
    Bin olduk.
    Senden ayrı,
    Sende
    Seninle
    Sevgiyi işleye işleye,
    İlerliyoruz BİR’e..
    … Sevdik, sevildik. Sevdiğimizi düşündük, sevildiğimizi sanarak. Kaç kez geçtik sevda köprülerinden, geri dönüşlerde ümitli..
    Yaşam, yaşadıklarımızdan kendimize kattıklarımızla devam ediyordu ötelere.

    Sevmek, ilkin insanı…
    Ana gibi, baba gibi, kardeş gibi, arkadaş gibi, yar gibi
    Dostça sevmek.
    Sevmek, tüm canlıları,
    Çünkü hepsi/hepimiz, aynı bütünün parçaları…

    ‘Şartlı refleks’

    Yaşamı sorgularken öğrendik, yolda yürümeyi.
    Şartlı refleksle sayılı soluğunu tüketerek, yaşadığını zannederken birileri,
    Senden öğrendik yolda yürümeyi.
    Seni sevdiğimizi bildiğini,
    Ve
    Bizi çok sevdiğini bilerek..

    ‘Gece yolculuğu’

    kuytularında, kara deliklerden geçerken
    – UYAN!
    Çığlıklarıyla giderek biraz daha uyandığımız derin uykular…
    İşte tam o zamansız anda, sonsuz bir yol üzre olduğumuzu fısıldadı kainatlar, yüreğimize…
    Görmeyen gözlere,
    Görünür olduğunda giz.
    Bilmeye başladık; gecelerin, hangi düşüncelerle hangimiz/hangilerimiz için ağladığını.
    Kara kara, kara kara…
    Aralanan gönül gözlerimize sızan ışığın, daha da farkındalığıyla.. Sarıldık, darıldıklarımıza.
    Sırt çevirdiklerimize,
    Geceler,
    Ağlamasın diye..

    Aramızdan geçtiğini, çoğu zaman fark edemediğimiz bir Işıkla, aydınlanabildiğimizde; Aralarından geçtik, biz de.
    Bir çift yürek aradık, sevgiyle sarmaş dolaş ellerde.
    Yorgun düşülen anlardı,
    Hiç de kolay olmadı.

    Yalnız uçuşlarda karşılaştık.
    Şükürler olsun ki,
    Aynalar, deniz fenerleri ve pusulalar vardı.

    Bir yürek,
    Binlerce yüreği birleştirerek,
    Çekip götürürken ötelere,
    BİR’e…

    ‘Şalamar’

    Ne yana kanatlansan,
    O yana uçuyoruz
    Sorgusuz…
    Tersine firarlarda,

    eteklerimiz geçmiyor başımıza.
    Her adım,
    Gerçeğe biraz daha yaklaştırırken gün ve gece,
    Pencerelerimizdeki resimleri söküyoruz,
    Cüceleri görünce..
    İsteğimiz,
    Yükselmek.. Yükselmek.. Yükselmek..
    Kuyularda yüzümüzü görene dek..

    Dokundun!
    Fırladık yataklardan!!
    BASÜBADEL MEVT!

    ‘Hoş geldin’

    Bundan yarım asır önce,
    Işık
    Sevgiyle bedenlenince,
    Asırlık beton, çayır çimen şimdi!
    Hoş geldin Işığım,
    Hoş geldin!

    Güldün,
    Güller açıldı evrende.
    Ağladın,
    Yüreğimin derinlerine döküldü inciler.

    “KİMBİLİR? BELKİ DE ŞU KARA GÖZLÜKLERİ, GÖZYAŞLARIM GÖRÜNMESİN DİYE TAKMIŞIMDIR”

    dediğinde..

    ‘Daima’

    Sonsuzluktan alıyoruz yanıtını, sevginin alışkanlık olup olmadığının.
    Ezelden ebede yolculuklarda,
    Başlamayanın
    Sonunun da olmadığının.

    O,
    Hep orada,
    O anda.
    Algı sınırlarını aştığımızda,
    Gül kokulu çeyiz sandığının başında.

    ‘Buruk’

    Siyah beyaz akıp geçse de gençlik, o günlerin hazzını bilemeden.
    Yükseldikçe,
    Baharat tadına varıyor
    Kapı altlarından sızan
    Gitar kokusu.
    Meryemana buhuru..

    Bedenen yanında olmayanın varlığını
    Ruhen, her daim hissediş sonralarında,
    Keyifleniyor yolculuk
    Giderek..
    Nice doğum günleri yaşanıyor,
    Birleşip ayrılan yol farkındalıklarında..

    ‘Ali, Veli, Maria’

    Dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin insanları,
    Oluruyla olmazıyla tüm yaşamı sarmalamayı,
    Doğayla ve tüm canlılarla bütün oluşu hatırlamayı,
    Düşündürdün,
    Hece hece
    Gece..

    Ardından yürüdük, yayan yapıldak.
    Dikenlerde, korkusuzca koşmayı öğrenirken,
    Dervişliğe soyunma arifelerinde…

    ‘Konuşamıyorum’

    Sazlıklardan havalanan,
    sevgilinin sesi… ürkek, şaşkın, kararsız.
    Lal oldu diller
    Işıksız.
    Yol sensiz,
    Karanlık!
    Sessiz..
    Çıkış zor, çok zor.
    Kaybolmak bataklıkta,
    Deryaya kavuşmadan damla.
    Kelebeğin kanatlarındaki renklere aşktan,
    Yansıyor yalnızlık!!
    Gökkuşağının sekizinci halesi,
    Bu rengi henüz,
    Hiç kimse görmedi!

    ‘Boşver arkadaş’

    Ümit yaşatıyor hep, mutlulukla kovalamaca oynadığımızda.
    Dışbükey aynalarda eğilip bükülürken birileri, yaşam sandığı aymazlıklarla..
    Gerçek aşka revan olduk, bitmeyen gecelerin dağ şafaklarında.
    Çırpınırken düşünce girdaplarında,
    İnci taneleri yuvarladık, gönül kuyularına.
    Arınmak için,
    Yıkandık gözyaşlarıyla.

    Gece uçurumlarındaki ışıklardan,
    Kanatlandık sonsuza..
    Aşka!
    Ağlaya ağlaya..

    ‘Yılan Isırığı’

    Bir yandan zaman içre yaşarken, öte yandan zamansızlıkta yollara düşmek.
    Gülistanla,
    Sonrası…
    Kırbaçların yakan acısı,
    Ne gam!

    Akan kandan,
    Gül, renk alıyor.
    Yanıp kavrulan ayaklara, çilesiz aşığa gülerek Yunus
    Serin sular serpiyor.
    Cennete çevirip yüzünü, yürüyor derviş
    Seyyah-ı avare misal,
    Perde açılana kadar.

    Işığa cezboluyor,
    Yaklaştıkça yanıyor,
    Yandıkça yürüyor, yürüyor, yürüyor.

    Güller açıyor inanılmaz renklerle,
    Goncalar..
    Ki o goncalar
    Sayılardan azade.

    İnsanlar uyuyor
    Derviş yürüyor.
    Yüreği almış işareti
    Yıllar yıllar öncesi..

    Yürüyor, yürüyor, yürüyor
    Yürüdükçe yanıyor,
    Yandıkça yükseliyor,
    Yükseldikçe yürüyor.

    Yürüyor derviş, ardından..
    Hak aşığı,
    Giyinmiş kuşanmış ışığı,
    Çoktan açmış sonsuza,
    Ardında titrediği kapıları…

    HAK AŞIĞI MİRAÇTA!
    ..

    Çöküyor derviş,
    Dayanamıyor.

    Uzatıyor ellerini semaya,
    Dilinde bir dua:

    ALLAHIM AÇ KAPILARINI,
    ALLAHIM AŞK KAPILARINI…

    Rabia Yirmibeş
    http://www.ilhaniask.com/iYaziDetay.aspx?ID=121 / 11 Ekim 2006


    İlhan İrem Duyuru Listesi

    İsim:
    E-posta:

    -