• Ana Sayfa
  • İlhan İrem Konserleri
  • İlhan İrem
  • Forum
  • Fotoğraflar
  • Hatıra Defteri
  • Yüksel ki Yerin Bu Değildir
    Topestotitanik / Milliyet Blog

    Ne zaman başlamıştı? Sanırım “Koridor” albümüydü… O zamana kadar benim için, bir iki şarkısının klipini televizyonda gördüğüm, zamanında askere gitmek istemediğini söylemiş, uzun saçlı, güneş gözlüklü ve siyah bir obje idi… Obje diyorum ve kesinlikle haklıyım… Çünkü o an başka bir şey ifade etmiyor benim için İlhan İrem…

    Her şey o “Koridor” albümüyle başladı… “Sesleriniz cılızlaştı dostlar yankılanmıyor / yollarımız gitgide uzaklaşıyor” diyordu… Ve ilk dinlediğimde anlamıştım hayatımın geri kalanında da demeye devam edecekti… Fon müziklerimden biri…

    Aslında yaşamımızın değişik evreleri midir bir müzikle kurduğumuz bağın derecesini belirleyen… Yani bir dönem hissettiklerimiz mi bizi bir şarkıya şarkıcıya albüme yönlendirir; yoksa birtakım mistik güçler mi karşımıza çıkarır onları ‘bak bu müzik sana iyi gelir’ diyerek… Abartmıyorum… Hayatını müzikle birlikte, adeta senkronize bir biçimde yaşayanlar için çok fazla hissedilegelen bir duygu/sorudur bu…. Değil midir?…

    Herhalde işte yine öyle bir dönemdi… Tam anlamasam da, üstüme tam oturmasa da hissiyatına ortak olmuşum… Yalnızlaşma, anlaşılmama, anlaşılmayı önemsememe gibi ‘görünen’ vurgularına kapılmışım herhalde… Romantik hadiseler….

    Sonrası geldi… Sonrası geldiğinde daha başka bir şeylerin varlığını anladım bu seste… Bu ses alelade bir şarkıcının, denenmiş formüllerin, öyküsü bilinenlerin, masalı belirlenmişlerin sesi değildi… Bambaşka bir damardan akıyor, dile geliyor, içe işliyordu…

    Ağır ağır, çekingen adımlarla girdiğimde her yeni duyduğum şarkısının içine, her bir şarkının bir evren içinde bambaşka alemler yaratabilme kudretinde olduğunu keşfettim… Yeni bir şey’miş gibi…

    On seneyi biraz geçmiş… Koridor… Öncekileri keşif… Yenileri tadış… Ve hep aynı tat işte… Ha yanlış anlaşılmasın, aynı zamanda bir ilerleyiş, devinen bir süreç, her seferinde, her yeni şarkıda bir öteye (nereye?) taşıyan bir acayip ruh durumu…

    Ve hep ‘iyi’ müzik yapmış İlhan İrem… Bu size de mucizevi gelmiyor mu… Dünya üzerinde kaç ozan var on yıllar boyunca sürekli dinlenen ve hemen her yaş grubundan dinleyicisi olan… Üstelik ortalıkta müziğinden, bir iki kitabından başka kendisini hatırlatacak bir şey olmamasına rağmen… Şu karmaşada üstelik…

    Şimdi bekleyelim 14 Ekim’i… İlhan İrem şehrime geliyor… Şehrimin en güzel zamanında, bu güzellik yetmiyormuş gibi, bir armağan daha… O gün biraz daha heyecanla uyanılacak…

    ………

    Geldi 14 Ekim… Uyanıldı öngörülen o heyecanla… Gözden, kulaktan geçirildi bütün şarkılar yeniden… Röportajlar, ilgili metinler okundu… Zihniyet hazırlandı… Eski alışkanlıkla, insanın basit hareketlerine engel olmayacak ve duyguların kendine akacak bir mecra bulmasına kolaylık sağlayacak derecede alkol alındı…

    Konser saatinde salonun kapısından içeri girip sahnenin karşısına oturduğumda ve insanların yüzlerindeki o başkalığı gördüğümde hiçbir şeyin bu konserin sonrasında eskisi gibi olmayacağını anlamıştım..

    Müzisyenler yerini aldı… Salon karardı… Sahnedeki büyük ekranda “Işık ve sevgiyle” yazısı belirdi… Işıltılı konfetilerin arasında sahneye çıktığında ise biz, tüm salon çoktan dönüşü olmayan bir yoldaydık…

    Sonrası rüya… Şarkılar başlıyor şarkılar bitiyordu… Herkes kendi öyküsünün tekliğinde, kendi sesinin başkalığında katıldı rüyaya… Hepimiz bir sevk-i tabii ile kendi rengini katarak ortak rüyamıza, öte’ye gidiyorduk…

    (Bu noktada bu yazıyı okuyanlarla arama girmek zorundayım… Bunu övünülecek bir şey olarak söylemiyorum ama hiçbir zaman İlhan İrem’in o çok sadık, kendilerine bir şarkıdan hareketle “sevecen” diyen kitlesinden olmadım… Benim gördüğüm, toplu deliliğimize katılmayı reddeden; hep farklı bir duyarlılık içerisinde; bir derdi olan devrimci bir ozandı… Müziğinin geçirdiği evrimi hep saygıyla izlediğim bir yeni çağ ozanı… Yoksa ‘olayın’ mistik yönü ile -aslında buna bir eğilimim olduğu halde- pek bağlantı kuramadım… Ya da sahiplenmem o yönde olmadı…)

    Yaşımın ve olanaklarımın elverdiği ölçüde çok konserde bulunmuş bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki çok daha fazla insanın bir şarkıyı hep bir ağızdan söylediğine tanık oldum fakat hiçbir konserde bu denli bir yekparelik görmemiştim… Tek tek herhangi bir şarkıdan bahsetmeme olanak yok… Bir bütün halinde başlayan ve hala bitmeyen bir coşku durumu bozukluğuydu yaşadığımız… Kesinlikle ‘normal’ değil…

    Geçici tasvirler aslında bunlar… Belki de ilk heyecanın basitleştirilmiş hali… Ama çaresizim… Kafamda şarkılar çalıyor…

    Aklımın bir köşesinde hep o gecenin zihnime kaydettiğim görüntüleri ve ondan öte heyecanı kalacak… Yaş aldıkça demlenecek, anlatılacak, unutulmayacak…

    Şöyle bitirelim… İlhan İrem kendisi anlatsın….

    “yaşadım da yoruldum
    bir ağır işçi gibi
    Uyudum da uyandım
    binlerce kişi gibi
    bana düşünmek vardı
    payıma onu aldım
    işledim de işledim
    bir hüner işi gibi
    horlandı beğenildi
    inandım alınmadım
    yolun geleceğini çizdim
    geçmişi gibi
    zor dönemler olmadı değil
    olsundu.. oldu
    ne koştum
    ne de durdum
    kaçak gidişi gibi

    bu konuyu burada bırakıyorsam birden

    OLMASIN DİYEDİR BİR ŞEYİN BİTİŞİ GİBİ”

    Olmadı…

    Topestotitanik
    http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=10322
    17 Ekim 2006


    İlhan İrem Duyuru Listesi

    İsim:
    E-posta:

    -